HASAN ÂLİ YÜCEL VE ÖĞRETİM BİRLİĞİ

Kurtuluş savaşı yeni bitmiş. Cumhuriyet henüz duyurulmamış. Mustafa Kemal, yeni devlet biçimiyle ilgili kendi düşüncelerini anlatmak, halkın görüşlerini toplamak için yurt gezisine çıkar.
Bu gezi sırasında 3 Şubat 1923 İzmir’e uğrar. Cumhuriyet daha duyurulmamıştır. Halka dayanan yeni çağdaş Türkiye’nin temelleri atılacaktır. Erkek Öğretmen Okulu’nda Türkçe ve Edebiyat öğretmenliği yapan ilk kez gördüğü Mustafa Kemal’li dinledikten sonra bir soru sorar:
“Yeni dönemde, yeni okulların yanında eskimiş (fosil duruma gelmiş) medreseler yaşatılacak mıdır?” Mustafa Kemal’in yanıtı kesin ve yalındır : “Milletimizin, memleketimizin okulları bir olmalıdır. Bütün memleket evladı kadın ve erkek aynı suretle oradan çıkmalıdır.”
Yaklaşık bir yıl sonra 3 Mart 1924 tarihinde Cumhuriyetin en büyük devrimlerinden biri gerçekleştirilir. Öğretim Birliği Yasası (Tevhid-i Tedrisat) çıkarılır. Bütün okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanır, medreseler kaldırılır, bilimsel eğitim birliği getirilir.
Eğitim, dinsel etkilerden ayıklanarak bilimsel bir temele oturtulur. 1928’de getirilen yeni abece, karma eğitimle öğretim birliği pekiştirir.
1929 Dünya Ekonomik bunalımından sonra Mustafa Kemal 3 ay sürecek yeni bir yurt gezisine çıkar. Her bakanlıktan bir kişi görevlendirilir bu gezi için. Milli Eğitim Bakanlığı da 33 yaşındaki H. A. Yücel’i… Yolculuğa çıkacaklar 11 Kasım 1930 tarihinde Ankara Garı’nda toplanır. Mustafa Kemal, Hasan Âli Yücel’i görür görmez, “Sen bana İzmir’de Öğretim Birliğini soran öğretmendin değil mi” diye sorar.
Atatürk’ün 10 yıl aradan sonra unutmadığı Hasan Ali Yücel, bakanlığı sırasında ve bu görevden ayrıldıktan sonra yaptığı hizmetleriyle, öğretmenler ve Türk halkı için de unutulmayacaktı.
Atatürk döneminde, O’nun ölümünden hemen sonra 28 Aralık 1938 tarihinde Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Âli Yücel Döneminde Öğretim Birliği Yasası ödünsüz uygulanır.
Yücel bakanlıktan ayrılırken 7 Ağustos 1947 tarihinde verdiği demeçte, “Göreve geldiğim gün ile görevden ayrıldığım şu an arasında öğretici ve öğrencileri birkaç misli artan ve gelişen büyük eğitim ailesine” mutlulukla veda ettiğini belirtmiştir. Sekiz yıla yaklaşan bakanlığı döneminde eğitim ve kültür yaşamımızın salt niceliği değil, niteliği de artmıştır. Soyyapıtların (klasiklerin) çevrilmesi, teknik eğitim, Köy Enstitüleri, dönemine göre özerk ve bilimsel çalışan üniversiteler ve güzel sanatların her alanındaki gelişmelerle gerçek bir aydınlanma yaşanmıştır.
40’lı yılların başında kültür ve aydınlanma hareketinin en yüksek noktasına ulaştığı ve uzun süre içerisinde gerçekleştirilmesi öngörülen planların yapıldığı bu dönemin en büyük özelliği dinamizmdir. Önce ülkenin gereksinimleri saptanmış, bir “imece” ortamı yaratılarak uzmanların katkısıyla başka ülkelerdeki yöntemler ve düzenlemeler incelenmiş, karşılaştırmalar yapılmış ve buna göre çözüm önerileri geliştirilmiştir.”
Elbette bilim ve öğretim birliğinden hiç sapmadan.
2 Mart 1942 tarihinde Birinci Kaymakamlık Kursu’nda yaptığı konuşmada Öğretim Birliğinin önemini belirtmiştir:
‘Öğretim Birliği Yasası eğitim kurumları olarak dini niteliği olan medreseleri yok ettiğine göre Cumhuriyet Devleti esasen din ile devleti ayırmış; dini sırf bireylerin vicdanlarına, duygularına bırakmış olduğu için Cumhuriyet, çocukların eğitiminde bilginin ahlak ve ahlakın bilgi kadar dini kaynaklardan ayırmış olarak verilmesini sağlamıştır. Bu itibarla Cumhuriyet okullarında devlet eliyle din eğitimi yapılamaz.
Cumhuriyet eğitiminin laik oluşu Türk ulusunun mezhep anlayışları bakımından çok önemlidir. … Devletin resmi eğitimi içerisinde ve nüfusumuzun üçte birine yakın bir bölümünün kabul etmediği şeyleri telkine ne hakkımız vardı? Bu nedenle Öğretim Birliği Yasası bir yönden tek bir elde eğitim ve kültür işini toplama ilkesi koyarken, mezhep yönünden önemli bir sorunu da çözmüş bulunuyordu.
… Mutlak suretle geleneğe bağlı olmadığımız için devrimciyiz. Öğretim Birliği işini yaparken yüzyıllardan beri sürüp gelen bir geleneği koparıp attık. Bizim anladığımız ulusçuluk gelenekçi olsaydı, örneğin harf değiştirilmesini yapamazdık. Laiklik fikri olmasaydı, Öğretim Birliği Yasasını çıkaramazdık, yani medreseleri kapatamazdık.”
Hasan Âli Yücel Milli Eğitim Bakanlığı’ndan ayrıldıktan sonra laiklikten, öğretim birliğinden ödünler verildi, 1950 iktidar değişikliğiyle bu ödünler arttı. 12 Eylül 1980 yönetimi “Türk- İslam” felsefesini eğitime taşıdılar.
1982 Anayasası’na ilk ve orta öğretim için din derslerinin zorunlu okutulmasını koydular. Milli Eğitim Bakanlığı merkez ve dış kadroları öğretim birliğine inanmayan insanlarla doldu. Atatürk ve Yücel döneminde parasız olan eğitim yavaş yavaş paralı duruma getirildi. Uzun savaşımlar sonucunda 1997 tarihinde yasalaşan Sekiz Yıllık Zorunlu İlköğretimin kesintisizliği Kuran Kursları Yönetmeliği’nde yapılan değişikliklerle bölündü. Bütün bunların doğal sonucu olarak eğitimin birliği de niteliği de bozuldu.
3 Kasım 2012’den beri tek başına iktidar olan AKP iktidarları, Milli Eğitim Temel Yasası’nı birçok kez değiştirerek, 2012’de 4+4+4 sistemini getirerek laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinselleştirmiş, Öğretim Birliğini temelli çiğnemiştir.
Anayasamıza göre devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği ne yazık ki bugün uygulanmamaktadır.
Eğitim ve kültür yaşamımıza büyük hizmetleri olan Öğretim Birliğini ödünsüz olarak uygulayan Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i ölümünün 54. yılında saygıyla anıyoruz.

TÜRBANIN ORTAOKUL VE LİSELERDE SERBEST BIRAKILMASI

Hükümetin 22 Eylül 2014 tarihinde yönetmeliği değiştirerek ortaokul ve liselerde bir oldubittiye getirip türbana serbestlik getirmesi kabul edilemez.
Bu değişiklikle amaç, laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinsel temele oturtmaktır.
2012 yılında getirilen 4+4+4 sistemiyle zaten 3. dörtte yani lisede açık öğretim yolu sağlanmıştı.
Örgün eğitim anlayışına aykırı olmakla birlikte, giyimde direten ailelerin çocukları isterlerse lisede açık öğretime ayrılarak başını örtüyordu.
Toplumsal bir istek olmadan, Anayasa, yasalar çiğnenerek 5. sınıftan başlayarak örtünmenin yolunun açılması eğitim barışını ortadan kaldıracaktır.
Bu kararla okullardaki zaten zedelenen laik eğitim iklimi bütünüyle değişecektir.
Başı açık öğrenciler, öğretmenler, veliler kendilerini baskı altında duyacaklardır.
16 Eylül’de AHİM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili kararı uygulanmayı beklerken böyle bir karar alma, Türkiye’yi, AB ve çağdaş dünya ülkelerinden de ayıracaktır.
Bu yönetmelik değişikliği;
Anayasanın 174. maddesinde devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) yasasına,
Yine Anayasa’nın 42 maddesinde belirtilen “Eğitim ve öğretim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” anlayışına,
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilen “laiklik”, 12. maddesinde belirtilen “bilimsellik” ilkelerine,
1940’dan bu yana yapılan Milli Eğitim Şurası kararlarına,
Devlet olarak imzaladığımız temel eğitimin pozitif olmasını öngören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26., Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddelerine aykırıdır.
Konu ivedi olarak yargıya taşınmalı. Oldubitti kabul edilmemelidir.

TÜRBANIN ORTAOKUL VE LİSELERDE SERBEST BIRAKILMASI

Hükümetin 22 Eylül 2014 tarihinde yönetmeliği değiştirerek ortaokul ve liselerde bir oldubittiye getirip türbana serbestlik getirmesi kabul edilemez.
Bu değişiklikle amaç, laik Türkiye Cumhuriyeti eğitimini dinsel temele oturtmaktır.
2012 yılında getirilen 4+4+4 sistemiyle zaten 3. dörtte yani lisede açık öğretim yolu sağlanmıştı.
Örgün eğitim anlayışına aykırı olmakla birlikte, giyimde direten ailelerin çocukları isterlerse lisede açık öğretime ayrılarak başını örtüyordu.
Toplumsal bir istek olmadan, Anayasa, yasalar çiğnenerek 5. sınıftan başlayarak örtünmenin yolunun açılması eğitim barışını ortadan kaldıracaktır.
Bu kararla okullardaki zaten zedelenen laik eğitim iklimi bütünüyle değişecektir.
Başı açık öğrenciler, öğretmenler, veliler kendilerini baskı altında duyacaklardır.
16 Eylül’de AHİM’in zorunlu din derslerinin kaldırılması ile ilgili kararı uygulanmayı beklerken böyle bir karar alma, Türkiye’yi, AB ve çağdaş dünya ülkelerinden de ayıracaktır.
Bu yönetmelik değişikliği;
Anayasanın 174. maddesinde devrim yasalarının başında sayılan Öğretim Birliği (Tevhidi Tedrisat) yasasına,
Yine Anayasa’nın 42 maddesinde belirtilen “Eğitim ve öğretim çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre yapılır” anlayışına,
1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 11. maddesinde belirtilen “laiklik”, 12. maddesinde belirtilen “bilimsellik” ilkelerine,
1940’dan bu yana yapılan Milli Eğitim Şurası kararlarına,
Devlet olarak imzaladığımız temel eğitimin pozitif olmasını öngören İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 26., Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddelerine aykırıdır.
Konu ivedi olarak yargıya taşınmalı. Oldubitti kabul edilmemelidir.
23 Eylül 2014

ÖĞRETMEN LİSELERİ KAPANMASIN

Ülkeye, insana yararlı kurumları yozlaştırmakta, kapatmakta üzerimize yok. Varsa eksikleri giderilip geliştirileceğine, siyasi tepkilerle kapatılmış birçok kurum…
1954’te Köy Enstitüleri kapatıldı, 1974’te köy enstitülerinin yerine açılan öğretmen okulları liseye dönüştürüldü, bugün de bir oldubittiyle Anadolu öğretmen liselerini kapatıyorlar.
Bundan 166 yıl önce açılan ilk öğretmen okulunun adı tarihe karışıyor, öğretmenlik mesleğinin ortaöğretimle bağı koparılıyor, mesleğe bir büyük darbe daha vuruluyor.
4+4+4 yasasıyla imam hatip okullarının ortaokulları bile açılırken, insan yetiştiren bir mesleğin adı liselerden siliniyor.
Köy enstitüleri de, öğretmen okulları da ilkokula dayalı öğrenci alır, bir bakıma çekirdekten öğretmen yetiştirilirdi.
Bu okullara giren öğrencilerin büyük çoğunluğu yoksul halk çocuklarıydı. Yatılı Anadolu Öğretmen liselerinde de bu gelenek sürdü. Doğrudan geçiş olmasa bile eğitim fakültelerine küçük bir puan desteğiyle giriyordu Anadolu Lisesi çıkışlı öğrenciler.
Eğitimin temeli öğretmenliktir. Öğretmenlik ruhu öğretmen okulunda kazanılır. Bu okullar yok edilirse bu ruh da gider.
Köy enstitülerini, öğretmen okullarını kapatanların ülkeye, mesleğe yaptığı kötülük yıllardır unutulmuyor.
Her öğretmen okulu öğrencileri geçmiş anılarını yaşamak, arkadaşlarıyla özlem gidermek için yıldan yıla okullarında buluşur. Isparta Gönen buluşmaları da her yıl Haziran ayı sonunda yapılır.
21-22 Haziran 2014 tarihinde yapılan bu yılki “Kuru Fasulye” buluşmasına kapatma kararı damgasını vurdu.
Köy enstitülü ağabeylerimizin diktiği ulu çamların gölgesinde her zamanki gibi sazlar çalındı, türküler söylendi, halk oyunları oynandı. Köy enstitülüler, öğretmen okullular, Anadolu liseliler hep o okullarda öğretmenlik yapanlar, öğrenciler birbiriyle kucaklaştılar.
Gönen Öğretmen Okulları Mezunları Eğitim-Kültür Dayanışma Derneği, Gönen Öğretmen Lisesi Mezunları Eğitim ve Dayanışma Derneği, Isparta Yeni Kuşak Köy Enstitüler Derneği Şubesi temsilcileri, öteki konuşmacılar Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasına şiddetle karşı çıktılar.
Hemen oracıkta imzalar atıldı, Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı’ya şu telgraf çekildi:
“Sn. Nabi Avcı,
Milli Eğitim Bakanı,
Biz Isparta Gönen Köy Enstitüsü, Öğretmen Okulu, Anadolu Öğretmen Lisesi mezunlarıyız.
Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılıp liseye dönüşmesini istemiyoruz.
Öğretmenlik nitelikli eğitimin temelidir.
166 yıllık bir meslek okulunun kapatılması size de tarihi bir sorumluluk yükler.
Bizler yatılı Anadolu Öğretmen liselerinin sayısının artırılarak Eğitim Fakültelerine geçiş kolaylığının sağlanmasını diliyoruz.
Sayın Bakan,
Anadolu Öğretmen Liselerinin kapatılmasından vazgeçin.
Bakanlığınızın öğretmen yetiştirmeyle bağını kesmeyin.
Karar düzeltilmezse öğretmenler olarak tepkimizi yükselteceğiz.
Saygılarımızla.”

Dünyanın hiçbir çağdaş ülkesinde eğitim bakanlığı, öğretmen yetiştirmeyle bağını kesmez. Siz de bindiğiniz dalı kesmeyin. Anadolu öğretmen liselerini kapatmayın. Eğer bu okulları kapatırsanız Bakanlığınızdaki Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü ne iş yapacaktır.
Tam tersine yatılı Anadolu Öğretmen Liselerinin sayısını artırın. 21 Köy enstitüsü yerleşkesinde bulunan Anadolu liselerinin yanına birer eğitim fakültesi ve uygulama okulu açın.
Öğretmen okullarını, liselerini kapatan değil, geliştiren bakan olarak anılın. Bu fırsat henüz geçmiş değil.
Yanlıştan dönmek erdemdir.
26 Haziran 2014, Cumhuriyet

Öğretmen Liselerine Kıymayın

İlkokuldan sonra okumak için gidebileceğim tek kapı Isparta Gönen Öğretmen okuluydu.
O okula girmek, öğretmen olmak, birçok çocuk gibi en büyük düşümdü.
Bu yüzden yazılıdan sonra sözlü sınavı da kazanınca dünyalar benim oldu.
Köy enstitülülerin bin bir emekle yeşerttikleri yerlerden birinde açılan o okulda her şey çok güzeldi.
Eğitim, arkadaşlık…
Müzik, resim, beden eğitimi en önemli derslerdi.
Her türlü spor yapma olanağımız vardı.
Ders kitapları dışında bol bol şiir, öykü, roman okuyorduk.
Okul yönetimine katılmak için dernek seçimleri yapılıyordu.
Öğretmenler arkadaş gibiydi.
Köy enstitüleri kapanmasına karşın izleri, alışkanlıkları bir ölçüde sürüyordu.
İşliğimiz, müzikevimiz, her türlü spor alanımız, sınıf ve okul kitaplığımız, uygulama bahçelerimiz vardı.
Sınıf ve okul günleri yapıyorduk.
Son sınıfta iki ay köye staja gönderildik.
Öğrenciyken öğretmenliğe başladık.
Okulu bitirir bitirmez atamamız yapıldı.
***
Köy ve yoksul aile çocuklarının gidebildiği yatılı okullardı öğretmen okulları.
1974 yılında yanlış bir uygulamayla öğretmen lisesi yapıldı.
Şimdi de yeni bir yanlışla Anadolu öğretmen liseleri kapatılıyor.
Artık öğretmen okulları, Anadolu Öğretmen liseleri adında okullar olmayacak.
Sanki gizli bir el öğretmenlik mesleğini halktan uzaklaştırmak için öğretmen yetiştiren okullarla oynuyor.
Önce ilkokula, ortaokula dayalı öğretmen okullarını kapattılar, şimdi de öğretmen liselerini kapatıyorlar.
Kimse öğretmenin üniversite düzeyinde eğitim almasına karşı değil.
Karşı çıkılan öğretmen okullarının, liselerinin kapatılması.
Öğretmenlik ruhu ancak öğretmen okulunda kazanılır.
***
Diyoruz ki bir oldubittiyle Anadolu Öğretmen liseleri kapatılmasın.
Sosyal Bilimler, Fen ve Anadolu liseleri, ya da İmam Hatip liselerine dönüştürülmesin.
Tam tersine yatılı Anadolu öğretmen liselerinin sayıları artırılsın, bu okulları bitirenlerin eğitim fakültelerine girme kolaylığı getirilsin.
Bu okulların yanına özellikle 21 köy enstitüsü yerleşkesinde birer eğitim fakültesi ve uygulama ilkokulu açılsın.
Bu okullarda insan mimarı öğretmenlik mesleğinin ruhu ve alışkanlığı kazandırılsın.
***
Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya soruyoruz.
Bakanlığınızda Öğretmen Okulları Genel Müdürlüğü var.
Bu okullar kapatılınca bu genel müdürlük ne iş yapacak?
Bu genel müdürlüğü de kapatacak mısınız?
Öğretmen eğitimiyle bakanlığın bütün ilişkisini kesecek misiniz?
Köylerde dün de ortaokul, lise yoktu bugün de yok.
Buralarda okuyan çocuklar ya yatılı okula giderek ya da taşınarak okuyor.
Öğretmen liseleri kaldırılırsa köy çocuğunun, yoksul aile çocuklarının yatılı imam hatipler dışında gidebileceği bir yer kalmıyor.
Sayın Bakan yanlış kararınızı bir kez daha gözden geçirin.
Özel okullara otel gibi yıldızlar verirken, devletin liselerini A,B gibi gruplara ayırırken, yeri göğü imam hatip okullarıyla doldurmuşken bari Anadolu öğretmen liselerine kıymayın.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

14 Haziran 2014, Yurt

Haydi Çocuklar İmam Hatibe…

Ortaokullardan liselere geçiş bilmem kaçıncı kez yeniden değişti.
Kafalar yine karıştı.
Öğrenciler, veliler haklı olarak kaygılı.
Bakan değiştikçe sistem değişiyor.
Aynı partiden olmalarına karşın Hüseyin Çelik’in, Nimet Baş’ın, Ömer Dinçer’in döneminde liselere geçiş başkaydı.
Şimdiki bakan Nabi Avcı’nın ki de başka.
Her bakan kendi getirdiği sistemi övdü.
Tam bir yaz boz tahtası.
Ancak bu yazılan tahta değil, küçücük çocukların yürekleri, beyinleri…
Sınavdan, stresten çocukluklarını, gençliklerini yaşayamayan, ders dışı kitap okumaya, oynamaya zaman bulamayan çocuklarımız…
***
A grubu okullar, B grubu okul türleri tercihi derken bir de bakmışsınız ki çocuk istemediği bir okula kaydoluvermiş.
Tombaladan imam hatip okulu ya da alt yapısı olmayan meslek lisesi çıkmış.
Efendim sonradan boş yer olursa okulunu değiştirebilirsiniz.
Yeterince okul açılmıyorsa, okul yoksa çocuk nasıl yer değiştirecek?
Veliler, öğrenciler daha önce yaşadıklarına mı inansın, Milli Eğitim Bakanlığının tutulmayan sözlerine mi?
Geçen iki yılda yeterince genel lise olmadığı için çocuklar imam hatip ya da meslek lisesine kaydırılmadı mı?
Gelecek yıl da yaşanacak aynı şey.
Yoksa imam hatip okullarında okuyan öğrenci sayısı 70 binden 700 bine nasıl çıktı?
***
Eşit koşullarda yetişmeyen çocukların aynı ipten, aynı sınavdan geçirilmesi büyük bir haksızlık, adaletsizlik.
Devlet bu adaletsizliği gidereceği yerde getirdiği bu yerleştirme sistemiyle bunu perçinliyor.
İyi okullarda okuyan çocuklar sınırlı sayıdaki A grubundaki liselere yerleşecek.
Öte yandan binbir güçlük içinde, kalabalık sınıflarda okuyan çocuklara da imam hatip ya da meslek liseleri yolu gösterilecek.
Doğal olarak bu haksızlık üniversitelerde de sürecek. İyi liselerden nitelikli eğitim alan gençler iyi fakültelere, ötekiler açık öğretime ya da istemedikleri bir yüksek okula gidecek.
Cumhuriyetin getirdiği eğitimde fırsat eşitliği çoktan kayboldu.
Yeni sistemde paran varsa puana da gerek duymadan özel okula gidersin, olur biter.
***
Yeni düzenlemenin getirdiği bir başka yanlış da Anadolu öğretmen liselerinin kapatılmasıdır.
Öğretmen, eğitimin temel taşıdır.
Öğretmen yetiştiren eğitim fakültelerinin fidanlığı Anadolu öğretmen liseleri kaldırılıyor.
Siyasi nedenlerle imam hatip okullarına dokunamazken, öğretmenliğe giden Anadolu Öğretmen liselerini bir oldubittiyle kapatmak doğru değildir.
1974’te öğretmen okullarının, düz öğretmen liselerine dönüştürülmesi de yanlıştı.
O zaman adı kalmıştı ‘yadigâr’, şimdi o da kaldırılıyor.
***
Tam tersine yatılı Anadolu öğretmen liselerinin sayıları artırılmalıdır.
Yoksul halk çocuklarının öğretmen olma, okuma yolları kapatılmamalıdır.
Bu liseleri bitirenlerin eğitim fakültelerine girişleri kolaylaştırmalıdır.
Yapılmayacağını bile bile bir öneride bulunalım:
21 Köy enstitüleri yerlerindeki Anadolu Öğretmen Liseleri kapatılmasın, bu güzelim yerleşkelerde o ilin üniversitesinin eğitim fakültesi açılsın. Yanında birer uygulama okulu açılsın.
Hiç olmazsa bu yapılarak köy enstitülerine, öğretmenlik mesleğine bir darbe daha vurulmasın.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net
7 Haziran 2014, Yurt

HASAN ÂLİ YÜCEL’İN HAZİNESİ

Eğitim ve kültür tarihimizin yüz aklarından eski Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’in kitapları, Bilkent Üniversitesi’nde araştırmacıların, okurların hizmetine sunuldu.
Bu nedenle 16 Mayıs 2014’te Bilkent Merkez Kütüphane Sanat Galerisinde güzel bir açılış yapıldı.
Kısa bir tanıtım filminden sonra Bilkent Üniversitesi Kütüphane Müdürü Dr. David Thornton, Yücel’in torunu Âli Eronat, Prof. Talat Halman, Hacettepe Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar birer konuşma yaptılar.
Âli Eronat, “Dedem aklı, bilimi, ahlakı rehber edindi. Burada ondan kalan ve ulusu ile paylaşmadığı belki de son nesne olan kütüphanesinin Bilkent Üniversitesinde halka açılması gururunu paylaşıyoruz” dedi.
İlk Kültür Bakanı Talat Halman da “En yaratıcı, en kültürlü bir insanın, Hasan Âli Yücel’in hazinesi bu” dedi konuşmasında.
Kimilerinin hazinesi ayakkabı kutularında, çelik kasalarda, yatak odalarında saklanan paralar…
Hasan Âli Yücel hazinesi ise raflardaki kitaplar…
***
Sanat Galerisi’nde Hasan Âli Yücel’in fotoğraflarından oluşan bir sergi düzenlenmiş.
Atatürk’le, İsmet İnönü’yle, yazarlarla, ailesiyle, köy enstitülü öğrencilerle tarlada, işlikte çekilmiş fotoğraflar…
Bir başka fotoğrafta, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Emin Yurdakul ve İbnülemin Mahmut Kemal İnal’la birlikte.
Fotoğraftaki son kişiyi çıkaramadığımı anlayan Dr. Niyazi Altunya, “Osmanlı sarayında uzun yıllar hizmet etmiş bir kişi. Yücel ondan da yararlanmasını bilmiş” dedi.
Camlı bir masada Yücel’in diplomaları sergilenmiş.
***
Asıl kitaplık olarak düzenlenen yere giriyoruz.
Solda Yücel’in çalışma masası, duvarda Feyhaman Duran’ın Yücel portresinin tıpkıbasımı.
5 bin 973 kitap, 2 bin dergi, yaklaşık 8 bin kitap ve dergi.
Her kitap ve dergi usulüne uygun kayıtlanmış, raflara dizilmiş.
Kızı Canan Yücel Eronat, bu kitaplara gözü gibi bakardı. Keşke o da görseydi bu güzel günü.
Onunla birlikte dönemin TBMM Başkanı Hikmet Çetin’le görüşerek Yücel’in Meclis konuşmalarının kitap olmasını istemiştik.
Bu konuşmalar, iki cilt halinde 1999’da TBMM Kültür yayınlarından yayımlandı.
***
Canan Hanım, babasının kitaplarının çoğunun imzalı olduğunu söylemişti.
Raflara birlikte baktığımız yazar Osman Nuri Poyrazoğlu’na, “Keşke bir meraklı Yücel’e imzalanan kitaplardaki el yazısı sunuş yazılarını incelese, kim bilir ne ilginç şeyler çıkar ortaya” dedim.
Raflardan rastgele Reşat Nuri Güntekin’in “Akşam Güneşi”ni çektim. Gerçekten de imzalı.
Poyrazoğlu da Yakup Kadri Karasmanoğlu’nun “Anamın Kitabı”nı çekti. O da imzalı.
***
Bilkent Üniversitesi bu hazineyi çoğaltmalı.
Hasan Âli Yücel üzerine yazılmış bütün yazıları, kitapları da toplamalı.
Göreve geldiğinde Yücel’in adını anan Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Nabi Avcı ya da başka kuruluşlardan biri de gecikmiş de olsa, ailesiyle ilişki kurarak Yücel için bir müze kurmalı.
Mamak’taki konservatuar binası neden bir “Hasan Âli Yücel Kültür Merkezi ve Müzesi” olmasın?
Yeter ki istensin…
***
Yücel, Temmuz 1939’da düzenlediği 1. Maarif Şurası Kitabının içine 8 Mart 1954’te şu notu düşer:
‘Onbeş yıl sonra, bir gecenin sabaha karşısında gönlüm huzur ve iftihar ile dolu, bu cildi karıştırdım. ‘Benden sonra geleceklere bundan daha kıymetli ne verebilirim’ diye düşündüm. Olsa, olsa bu işleri yapmaya imkân veren milletime minnetimi.’ Yücel”
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

24 Mayıs 2014, Yurt

Çağdaş Yaşamcı Gençlerle…

8-11 Mayıs 2014 tarihleri arasında Alanya’da Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’nin (ÇYDD) Türkan Saylan 18. Gençlik Kurultayına katıldık.
İlçe merkezinden biraz uzakça bir otelde, 74 ilden gelen 226 çağdaş yaşamcı genç, çeşitli yönleriyle eğitimi tartıştılar.
Okul öncesini, 4+4+4’ü, üniversite’yi, sınav sistemini, eğitim ve kalkınma ilişkisini, engellilerin eğitimini, öğretmenliği…
İllerde, bölgelerde aynı konularda çalıştaylar, hazırlıklar yaparak gelmişlerdi bu kurultaya.
Üzerlerinde kurultayın adı yazılı beyaz ve mavi tişörtlü aydınlık yüzlü gençler…
Alanya şubesinin ev sahipliğinde gerçekleştiren gençlik kurultayına, genel merkez yöneticileriyle kimi şube başkanları katıldı.
***
ÇYDD Genel Başkanı Prof. Aysel Çelikel, genel merkez gençlik birimi sorumlusu Garip Başakçı, Alanya şube başkanı Nilgün Özcan açış konuşmalarının, kimi yöneticilerin genel merkez çalışmalarını kısaca açıklamalarının dışında gençlere, programa hiç karışılmadı.
Onlar, 4 gün süren kurultayda bütün işleri özgüvenle kendileri yönetti.
Sözcülerini, yöneticilerini demokratik olarak seçtiler.
Katılımcılığın en güzel örneğini verdiler.
Açılışta gençler adına Gönül Uzal, Alanya’dan Cahit Yamaç da kısa birer konuşma yaptı.
Gençler önce konu başlıklarının birer, ikişer masasını oluşturdular.
Her masada kızlı erkekli yaklaşık 20 kişi…
Çoğunun elinde birer bilgisayar, tablet vardı.
Karıncalar, arılar gibi çalıştılar.
Birbirinin sözünü kesmeden, söz alıp “arkadaşım” diyerek, özgürce konuştular.
***
Her masa önce konularıyla ilgili sorunları, var olan durumları saptadılar, tartıştılar, çözüm önerilerini ürettiler.
İkinci aşamada masalar bir araya gelerek önerilerini birleştiler.
Daha sonra da her öneriyi tek tek ele aldılar.
Din eğitimi ve anadilde eğitim konularını uzun uzun tartıştılar.
Sonra da demokratik biçimde oylayıp, karara vardılar.
Yakında raporlarını hazırlayıp ilgililere sunacaklar.
***
Kurultay’da Dr.Tülay Üstündağ, “Öğretmenlik Mesleği ve Türkiye’de Öğretmen Olmak”, Gülsün Kaya “Türkiye’de Eğitim Politikasına Genel Bir Bakış”, biz de “Köy Enstitülerinden 4+4+4”ebaşlıklı birer bildiri sunduk.
10 Mayıs günü Alanya’da Atatürk anıtına bir çelenk kondu.
Kısa bir ilçe gezisi yapıldı.
Alanya kalesi, Kızılkule ve Tersane gezildi.
Akşamları kısa eğlenceler düzenlendi.
Alanya ÇYDD gençlerinin engelli gençlerle dans gösterisi görülmeye değerdi.
***
Kuruluşunun 25. yılını kutlayan deneğin gençlerini dinledikçe, çalışmalarını yakından görünce Atatürk’ün Cumhuriyeti, bağımsızlığı gençliğe emanet etmekle ne denli doğru ve haklı karar verdiğine bir kez daha inandım.
İlçe turu yaparken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Ankara’daki Danıştay’ın kuruluş yıldönümünde konuşan Baro Başkanı Metin Feyzioğlu’nun eleştirilerine dayanamayan ağza alınmaz sözler söyleyerek toplantıyı terk etmesini duyduk.
Ne kadar üzücü, bir Başbakan’ın eleştirilere, kendinden ayrı düşünceyi dile getirenlere dayanamaması.
Bir özerk kuruluşun başkanına, kendisini eleştirenlere ağır sözler etmesi.
Başbakan, eleştirilerin “edepsizlik” olduğu gerekçesiyle Cumhurbaşkanını bile dinlemeden ayağa fırlarken, çağdaş gençler en aykırı düşünceleri bile saygıyla dinliyordu.
Devlet adamları gençlere örnek olacakken, gençler onlara örnek oluyor.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma Gençlik ve Spor Bayramının 95. yılında özgürlük, çağdaşlık, aydınlık yolunda yürüyen, geleceğimizin güvencesi geçlere selam olsun.
mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Not: 13 Mayıs 2014 tarihinde Manisa Soma’da yaşamını yitiren maden işçileri herkesi yasa boğdu. Ölenlerin yakınlarına, emek dünyasına başsağlığı diliyoruz. Bu acılardan ders alınıp kalıcı önlemler alınmasını bekliyoruz.
17 Mayıs 2014, Yurt

Kısır Döngüden Çıkmak

30 Mart 2014 yerel seçimleri üzerine değerlendirmeler sürüyor.
Neden böyle oldu?
Bunca yolsuzluğa, rüşvete, yalana, dolana karşın AKP bu sonucu nasıl aldı?
***
Türkiye Barış Davası’ndan hapishane arkadaşım, dostum Aykut Göker, Cumhuriyet Bilim Teknoloji dergisinde bu sorulara yanıt verebilecek “AKP’nin Gerçekte Başardığı Ne?” başlığıyla iki yazı yazdı.
Aykut’un özellikle ikinci yazısı, eğitimle, kültürle ilgili olduğu için sizinle paylaşmak istiyorum.
***
Söz Aykut Göker’in:
“Baştan söyleyeyim; toplumun niceliksel olarak büyük bir kesimini mevcut kültür düzeyinde tutabilmeyi ve o kültürü yeniden üretmeyi başarma konusunda R.T. Erdoğan ve kadroları ilk değildir. Aslında Erdoğan ve kadroları da kendinden önce aynı beceriyi göstermiş olanların eseridir.
Cumhuriyet Türkiye’sinin Osmanlı İmparatorluğu’ndan, eğitim kurumlarının yeterli olmadığı, yeterli yaygınlığa ulaşmadığı, cehaletin ve dinsel dogmanın kol gezdiği bir toplum devraldığı bir gerçektir.
Nüfusunun ezici çoğunluğu köyde genç Cumhuriyet’in eğitimdeki bir avuç öncü kadrosu, bunun içindir ki, cehaletin kırsal kesimden başlayarak üstesinden gelmesini sağlayacak özgün bir eğitim kurumu yaratmıştı: Köy Enstitüleri…
Ama ne yazık ki, Köy Enstitülerinde yakılan ışıklar, 1940’ların ikinci yarısında köreltilmiş ve 50’li yıllarda bütünüyle söndürülmüştür. Yeniden karanlığa mahkûm edilenler ilk bakışta yalnız kırsal kesimin insanlarıymış gibi görülebilir ama bu bir yanılsamadır. Çünkü 50’li yıllarda başlayan köyden kente göç dalgasının yol açtığı büyük toplumsal altüst oluşta, kırsal kesim, baş başa bırakıldığı o büyük karanlığını da kendisiyle birlikte kentlerin varoşlarına taşımıştır. Ve o insanlar, zaman içinde, köy yaşamının kendi doğasından kaynaklanan her türlü değer yargısından da koparak kendi varoş kültürlerini üretme yoluna girmişlerdir.
Ama bu kültürel dönüşüm kendi haline bırakılmamıştır. Varoşları kendi çıkarları için denetimleri altında tutmak isteyenler, kullanabilecekleri en etkin aracın ne olduğunun farkındadırlar. Bu araç, Osmanlıdan topluma miras kalan dinsel dogmadır. Onun içindir ki, bir yandan köy enstitülerin ışığı köreltilip karartılırken öte yandan eğitimde dinsel dogmayı esas alan bir okullaşma süreci de başlatmıştır.
…Ne var ki bu amaçla eğitim sistemine müdahale ederek sürmesini sağladıkları din tabanlı kültür doğrudan siyasi İslâm’ı besler hale geldi; dayandıkları kitleler kendi siyasi /dini önderlerini yarattı.
O önderler, şimdi de geldikleri kültürün ve inançların gereği olarak iktidarlarını mutlaklaştırmanın, kalıcılaştırmanın peşindeler. Ve bunu da hangi toplumsal kültüre dayanarak başarabileceklerinin bilincindeler. Kendilerini yaratan kültürü kent merkezlerine doğru genişleterek yeniden üretiyorlar. Ve bunu beceriyorlar.” (1)
***
Sevgili Aykut Göker’in çözümlemesi böyle. Her iki yazının bütününü okumak gerekir.
Bir bilim insanı olarak tarihsel süreç içinde ülkenin genel durum ve görünümünü (manzarai umumiyesini) anlatıyor bize.
Ancak koşullar ne olursa olsun içine düşürüldüğümüz durum, 1919’dan daha kötü değildir.
Önemli olan doğru çözümlemeden sonra, bu kısır döngüyü değiştirecek siyasal iradeyi ortaya koymak, oyunu bozup çıkış yolunu göstermektir.
Cumhuriyetin kültürünü, çağdaşlaşmayı yeniden yaratmaktır.
Elbette bu bilim insanlarının, herkesin olduğu kadar, öncelikle siyasilerin işidir.
mgazalci3@gmail.com, www.gazalci.net

1)Yazıların bütünü için, Aykut Göker, Cumhuriyet Bilim Teknoloji.
(s:1413-1415). hhtp//www.inovasyon.org.
10 Mayıs 2014, Yurt

Geleceğimizin Güvencesi Çocuklar…

Son günlerde sık sık kuyuya, havuza düşen, işkenceyle canına kıyılan çocukların acısını yaşıyoruz.
Çocuklarımızın bırakın doğru dürüst eğitilmesini, onların devlet olarak, toplum olarak canlarını bile koruyamıyoruz.
Gizem’in (6), Umut’un (9), daha öncekilerin acı sonu hepimizi, sorumluları, yenilerini yaşamamak düşündürmeli…
İvedi yeni önlemler almaya götürmeli.
Biz bu yazımızda acıları bir ölçüde azaltmak için, olanak verilirse çevresine ışık saçan, geleceğe güvenle bakmamızı sağlayan çocuklardan söz edeceğiz.
***
23 Nisan 2014 akşamı, Ankara Arena Spor Salonu çoğu çocuk hınca hınç insan dolu…
Ulusal Egemenlik Çocuk Bayramı nedeniyle yılın en büyük çocuk konseri var.
Devlet Opera Balesi (DOB), TRT, Doğuş Grubu, NTV radyo bu konseri birlikte düzenlemişler.
İlkokul ikinci sınıf öğrencisi torunum Nil, TRT çocuk korosunda aylardır çalışıyor.
Sabah onu ve arkadaşlarını Yenimahalle Nasrettin Hoca İlkokulu’nun büyük emekle hazırlanmış etkinliklerinde izledik, akşam da bu konserde izleyeceğiz.
Nil gibi yüzlerce çocuk bu konserde görev almış.
Kimisi senfoni orkestrasında, kimisi dansta, kimisi koroda…
***
Orkestra şefi Rengim Gökmen, iyi bir şef olduğu kadar izleyicilerle de çok iyi diyalog kuran biri. Arada yaptığı kısa açıklamalar büyük alkış alıyor.
Aynı zamanda Devlet Opera ve Bale Genel Müdürlüğü ve Cumhurbaşkanı Senfoni Orkestrası Direktörlüğü de yapıyor.
Başarılı sanatçı Tan Sağtürk ara ara dans ediyor.
O dans ederken çocuklar çıkıyor sahneye.
Üç beş, on değil yüzlerce çocuk dans ediyor…
Koronun, dansın müziğin eşsiz uyumu coşkuyu yükseltiyor.
Havada balonlar, insanların sevinç çığlıkları uçuşuyor…
***
Yerli ve yabancı sanatçıların yapıtları dans gruplarının eşliğinde çalınıp söyleniyor.
“Beethoven’in 7. senfonisi de, Aşık Veysel’in “Uzun İnce Bir Yoldayım”ı da, Ulvi Cemal Erkin’in “Köçekçe”si de, Barış Manço’nun “Bugün Bayram” şarkısı da, Katibim türküsü de aynı coşkuyla alkışlanıyor.
Atam izindeyiz derken çocukların, izleyenlerin coşkusu yeri göğü inletiyor.
Tam bir çocuk bahçesi…
Bu güzel gecenin nice emekle oluştuğunu düşünüyoruz.
Eğitmenlerin, yöneticilerin, tasarımcıların, çocukların sabırlı, disiplinli, bilinçli çalışmaları…
Olanak verilirse çocukların, gençlerin neler yaratabileceklerini bir kez daha görüyoruz.
***
Son yıllarda 23 Nisan kutlu doğum haftası etkinlikleriyle gölgelenmeye çalışıldı.
Ulusal bayramlar yasak savar gibi kutlanmaya başladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 25 Nisan 2014 tarihinde İstanbul’da bir kutlu doğum etkinliğinde, kendisine 12 yıllık Başbakanlık döneminde neyi yaptığının sorulması halinde, “Öyle sanıyorum ki, İmam-Hatip okullarına yeniden can suyu vermiş olmak şerefi yetecek” dedi.
Bir Başbakan düşünün ki 12 yıllık görev süresinde en büyük eserini, yaptığı işi imam hatiplere can suyu vermek olarak özetliyor.
Atatürk, “Cumhuriyeti” kurmakla, İsmet İnönü, “demokrasiye” geçmekle mutluluk duyarlardı.
Recep Tayyip Erdoğan da “göz bebeği” saydığı imam hatip okullarına can suyu vermekle, bütün okulları imam hatibe çevirmekle övünüyor.
Nereden nereye?
***
Yılın en büyük çocuk konserini düzenleyen, görev alan herkesi, özellikle çocuklarımızı kutlarız.
Yalnız onları değil, kendilerine armağan edilen 23 Nisanı okullarında, Anıtkabirde coşkuyla kutlayan bütün çocuklarımızın gözlerinden öpüyoruz.
Aydınlık Türkiye’nin güvencesi sizsiniz. mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net
3 Mayıs 2014, Yurt