PISA SONUÇLARININ UYARICI ZİLİ…

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) üç yılda bir 15 yaş çağındaki çocuklara uyguladığı, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2015 sonuçları eğitim sistemimizin durumunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Bu değerlendirmeye OECD ülkeleriyle birlikte toplam 72 ülkeden 29 milyon çocuk, Türkiye’den ise 187 okuldan 540 öğrenci katıldı.

Matematik, Fen Bilimleri ve Okuma alanlarında yapılan bu sınavda Türkiye ne yazık ki 2003’ten beri en kötü sonucu aldı.

Türkiye sınava giren çocuklar, Matematik düşünsel beceriden 420 puanla 49., Okuduğunu anlama ve anlamlandırmadan 428 puanla 50., Fen Bilimlerini kavramadan ise 425 puan alarak 52. olabildi.

Milli Eğitim bakanı İsmet Yılmaz akıl almaz bir biçimde “eğer fen lisesi öğrenciler değerlendirilseydi üçüncü olacaktık” gibi bir şeyler söyledi. (9.12.2016 gazeteler) En sorumlu kişi eğitimdeki dökülmeyi değerlendirmesi insanı derin derin düşündürüyor. Eğitimdeki gerçeği görmeden başımızı kuma sokmanın acı sonucunu her alanda yaşarız.

Bir bakıma 4+4+4 sistemi değerlendirildi

Bu sonuçlar üç yıl önceki 2012 sonuçlarının da gerisinde. İktidarın büyük övgülerle ve zorlamalarla getirdiği 4+4+4 sistemi de 2012’de getirilmişti. Yani son dört yıldır uygulan bu sistem uluslararası bir değerlendirmeden geçti.

4+4+4 sistemi dayatılırken devrim yaptıklarını söylüyorlardı. Eğitimdeki dinselleştirmeler fen alanında daha çok dökülmemize yol açtı.

PISA 2015 sonuçları 2012’ye göre matematikte 28 puan, fen bilimlerinde 38 puan ve okumada 47 puan gerilemiştir.

İlk sıralarda Singapur, Çin, Tayvan, Japonya, Finlandiya gibi ülkeler varken Kosova, Cezayir, Dominik Cumhuriyeti, Tunus ve Endonezya gibi ülkeler yer alıyor.

Türkiye OECD ülkelerinin gerisinde, toplam ülkelerin de 50. sırasında yer alıyor.

Aslında bu eğitim alanında uluslararası değerlendirmede uygar dünyadan geri kaldığımızın belgesidir.

Burada suçlu çocuklarımız değil, onlara yıllardır bu ezberci, süresi az, dinselleştirilmiş, birliği, niteli bozulmuş eğitim sitemini dayatan Milli Eğitim Bakanlığı, 14 yıldır eğitime yön veren AKP iktidarıdır.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın 2015 PISA sonuçlarını değerlendirirken “sınav kötü anket iyi” (Hürriyet 9.12.2016) diye acı sonuçları görmezden gelmesi de kaygı vericidir.

Bir hastalığın giderilmesi için önce doğru tanı konmalı, sonra da gereği yapılmalıdır. Başımızı kuma sokarak, sonuca boş gerekçeler üreterek bir yere varamayız. Önlem alınmazsa bu acı artarak sürer, yeni yıkımlara yol açar.

Eğitim, insan kişiliğini, ülkenin geleceğini doğrudan ilgilendirir. Eğitimin niteliği düşük olursa onun acısı her alanda görülür. Her türlü gelişme iyi yetişmiş insanla olur.

Bu yüzden Cumhuriyeti kuranlar eğitime her şeyden daha çok önem verdi, daha savaş sırasında bile eğitim kongresi düzenlediler. İlk iş olarak öğretim birliğini getirdiler. Laik ve bilimsel anlayışı eğitimin her aşamasında ödünsüz uyguladılar. Harf devrimini, karma eğitimini, öğrenci merkezli programı getirdiler.Yabancı uzmanları Türkiye’ye çağırarak raporlar hazırlattılar, başarılı öğrencileri yurtdışına gönderdiler. Eğitim şuraları topladılar. Yeni eğitim kurumları açtılar, öğretmen yetiştirmeye önem verdiler. Köy enstitülerini kurdular. Okuyan, araştıran, sorgulayan, üreten kuşaklar yetiştirdiler.

Bunun en güzel kanıtı Nobel ödülü kazanan Prof. Aziz Sancar. O, birçok kez Köy enstitülü iyi öğretmenlerde okuduklarını, iyi yetiştirildiklerini söyledi.

Peki ne oldu da 2003’ten beri girdiğimiz, dünyanın bütün çocuklarına eşit uygulanan, ezbercilikten çok beceriyi ölçen PISA sınavlarında bu duruma düştük, düşürüldük.

Önce Öğretmen:

Elbette bunun bir nedeni değil birçok nedeni var. En başta eğitim işini gören, öğrencilerimizi yetiştiren öğretmenlik mesleğine yeterince önem vermedik. Öğretmen okulları, Köy enstitüleri, Yüksek Öğretmen Okulu gibi başarılı öğretmen yetiştiren kurumları kapattık.

ILO-UNESCO’nun 5 Ekim 1966’da ortaklaşa hazırladığı altında Türkiye’nin de imza koyduğu öğretmen yetiştirilmesini, haklarını düzenleyen Öğretmen Statüsü Tavsiyesi” ilkelerini uygulamadık.

Bırakın öğretmenlere yeni haklar vermeyi onların varolan haklarını budadık. Onları iyi yetiştiremedik. Yetiştirdiklerimizi atamadık, atadıklarımıza insan gibi geçinecek bir ücret veremedik.

1943’te kurulan İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı’nın (İLKSAN) ana tüzüğünü 12 Eylül 1980’den sonra geriye doğru değiştirdik. Sandık üzerinde Bakanlığın yetkilerini artırırken öğretmenlerinkini azalttık.

12 Eylül 1980’den sonra siyasi partilerin ve işçi sendikalarının hazineye devredilen malları geri verilirken öğretmenlerinki verilmedi.

İyi yetişmiş öğretmen olmazsa nitelikli eğitim verilemez. 2015 PISA sonuçlarında birinci olan Singapur’un başarı nedenini Çukurova Üniversitesi’nden Prof. İbrahim Ortaş şöyle açıklıyor:

2015 yılı PISA sonuçlarında sıralamanın ilk basamağında Singapur bulunuyor. Çok genç bir ülke ve başarısının altındaki etkenleri Singapur Ulusal Eğitim Enstitüsü’nü kurucularından Nanyang Teknoloji Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Sing Kong Lee, başarının sırrındaki kilit faktörü olarak “öğretim standardı” diye ifade ediyor. BBC’nin haberine göre Prof. Lee, “Singapur kaliteli bir öğretim sistemi ve prestij ki bir eğitim ile beraber en iyi mezunları yetiştirmek için uzun yıllar çalıştı ve bunun için de çok büyük yatırımlar yaptı” diyor. Prof. Lee diyor ki en büyük unsur ise, “öğretmen olacak kişilerin mezunlar arasında en başarılı yüzde beşlik dilimden geliyor olması” geliyor. Yani öğreticileri en iyiler içinde seçiyor.”(11.12.2016 Internet yazısı: PISA Sonuçlarının Öğrettikleri: Neden Öğretemiyoruz? Neden Öğrenemiyoruz?)

Nitelikli Eğitim:

İyi öğretmen yetiştirdikten sonra eğitimin niteliğini artırmak gerekir. Bu, “dindar, kindar” kuşaklar yetiştirmek için siyasal dayatmalarla olmaz. Tam tersine Atatürk’ün söylediği gibi “fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” yani “tepeden tırnağa özgür” kuşaklar yetiştirmekle olur.

Ezbercilikten uzak soran, sorgulayan çocuklar yetiştirmeliyiz. Bu ancak öğrenci merkezli bir eğitimle olur.

Kalabalık sınıflar, ikili öğrenim, okul binalarının sağlıksız fiziki yapısı, ders kitaplarının, programlarının içerikleri, eğitimin niteliğini düşürmektedir.

Ailesinden ayrı yerde okuyan her aşamadaki çocukların, gençlerin barınma ve beslenme sorunları çözülmelidir. Çocuklarımız tarikat ağlarına bırakılmalıdır.

Milli Eğitim Bakanlığının uzmanlara, eğitim sendikalarına danışmadan eğitimle ilgili kararlar almamalıdır. Eğitim yöneticileri iktidara yakın olanlar değil, hak eden kişilerden seçilmelidir.

Daha çok zaman geçirmeden Uluslararası Eğitim Enternasyonali’nin kararlaştırdığı “Herkese nitelikli kamusal bir eğitim” hakkı ülkemizde uygulanmalıdır.

Umarız, 2015 PISA acı sonuçları, eğitimle ilgili varolan durumu değiştirerek akıl ve bilim yolunda kararlar almamız için uyarıcı olur.