Ahmet Taner Kışla’nın 17. Ölüm Yıldönümü

Ahmet Taner Kışla’nın 17. ölüm yıldönümünde Çayyolu Ahmet Taner
Kışlalı Parkı’nın önünde yapılan törende yaptığım konuşma:

AHMET TANER KIŞLALI İÇİN…

Benzerleri gibi Ahmet Taner Kışlalı’yı da çok erken kopardılar yaşamından, ailesinden, öğrencilerinden, okurlarından, toplumdan…
Yaşasaydı kim bilir daha ne güzel şeyler üretecekti…
En verimli döneminde aldılar onu aramızdan.
Tıpkı Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Doğan Öz ve benzerleri gibi…
Akıl, araştırma dolu her yazısı, konuşması karanlığın üstüne fırlatılmış bir aydınlanma fişeği gibiydi.
Bu durum karanlıktan beslenenlerin işine gelmedi.
Toplum tarafından ne kadar çok sevildiğini, etkili olduğunu biliyorlardı.
***


Onu ilk kez 1977’de TBMM’de tanıdım. Yüzünde hep bir gülümseme vardı.
1978’de Bülent Ecevit’in kurduğu Hükümette Kültür Bakanı oldu.
Derin kültürü, ince davranışlarıyla yakıştı o bakanlığa.
Kısa sürede iyi bir kadro kurdu. Şerafettin Turan’ı müsteşar yaptı. Fakir Baykurt, Adnan Binyazar gibi birçok yazar ve aydını bakanlığa topladı.
Bakanlık “Ulusal Kültür” adlı bir dergi çıkarmaya başladı.
Milliyetçi Hükümetlerin yıllar yılı bakanlıkta, uyguladıkları Türk-İslam sentezci kadrolaşmalarla ve bağnazlıkla uğraştı.
Çoğulcu bir kültür anlayışını bakanlıkta, ülkede yerleştirmeye çabaladı.
Kimi çevreler onun bu çabalarından rahatsız oldular.
Mecliste, basında asılsız karaladılar.
Sık sık hakkında gensoru verdiler.
***
Önce Hükümeti yıktılar, sonra 12 Eylül 1980 darbesi oldu.
O, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesinde ders vermeye başladı.
Evlerimiz aynı sitede olduğu için arada karşılaşıp görüşüyorduk.
Hep güler yüzlü ve umutluydu.
Cumhuriyet Gazetesi’ndeki yazılarını herkes severek, bir şeyler öğrenerek okuyordu.
***
1993 yayımladığı kitabına “Atatürk’e Saldırmanın Dayanılmaz Hafifliği adını vermiş, kitabı; “Uğur Mumcu’nun arkasında ayaklarıyla ya da düşünceleriyle yürüyen tüm Atatürkçülere…” adamıştı.
Kitaba adını veren 24 yıl önce Cumhuriyet’teki o yazıda şöyle diyordu:
“Eğer Türkiye’de bir din devleti kurmak istiyorsanız, Mustafa Kemal’e saldırmanız elbette ki tutarlıdır.
Eğer Türkiye’nin bir bölgesini ayırıp ırkçı bir devlet kurmak peşindeyseniz, Mustafa Kemal’e saldırmanın elbette tutarlı bir yanı vardır.
Bu ülkede Atatürk’ü yıkarak olumlu bir şeyler yapabileceğini sananlar, kendi küçük dünyaları içinde büyük bir yanılgıyı yaşadıklarını sanıyorum.”
Ne yazık ki bugün ülkeyi yönetenler, iktidarda bulunanlar bu yanılgı içindedir.
***

1998 yılında, “Demokratik Toplumcu Çağrı” adlı bildiri için aralarında ADD, ÇYDD, Eğit-Der’in de olduğu 27 demokratik kuruluş temsilcisini bir araya getirdi.
Bugün de güncelliğini koruyan bildiriyi o kaleme almıştı.
Sanki Ahmet Taner Kışlalı ölmeden önce topluma çağrısıydı o bildiri:
‘Demokrasi’ ve ‘hakça toplum’ istiyordu.
Ne demokrasiyi erteleyerek ya da demokrasiden vazgeçerek toplumsal adalete ulaşılabilir, ne de sosyal devlet anlayışı bir kenara bırakılarak, gerçek, kalıcı ve katılımcı bir demokrasi kurulabilir.
Amaç, üreten ve hakça paylaşan bir toplum ve o toplumun koşullarına uygun bir sosyal hukuk devletidir” diyordu o bildiride.
***
Karabulutların, terörün kol gezdiği, savaşa bulaştırıldığımız, laik, bilimsel eğitimin yok edildiği bugünlerde ülkemizde her zamandan daha çok barışa, akla, bilime kısaca Atatürk’ün, onun gösterdiği aydınlık yolla gereksinimimiz var.
Her şeye karşın karamsar değil, aynı Kışlalı gibi dirençli ve umutlu olmalıyız. Ülkemiz için Barış için, bağımsızlığımız için demokrasi için bir araya gelmeliyiz.
İşte o zaman er ya da geç karanlık değil, akıl, bilim, aydınlık kazanacaktır.
Yazdıkları ve yaptıklarıyla Ahmet Taner Kışlalı.
gönüllerimizde hep yaşayacak, yolumuzu aydınlatacaktır.

Mustafa Gazalcı