YENİ ADANA GAZETESİ SÖYLEŞİ

Söyleşiyi yapan Sayın Ahmet Erdoğan

1-Cumhuriyetin ve kurucu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim politikasının özü ve temel hedefi neydi? Bu bağlamda TBMM’ce 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat (Öğretim Birliği) Yasasının önemi nedir?

Y 1: Atatürk ve Cumhuriyeti kuranlar eğitimi var olma yok olma sorunu olarak ele aldı. Bu nedenle yeni devletin eğitim politikasını akla, eğitbilime dayandırıldı.
Bu yeni eğitim politikasıyla insanın ve ülkenin geliştirilmesi, çağdaş uygarlığın düzeyinin üzerine çıkarılması amaçlandı.
Cumhuriyet’in ilanından 4 ay sonra getirilen 3 Mart 1924 Öğretim Birliği, laik ve bilimsel eğitimin temelidir. Bu düzenlemeyle Osmanlı İmparatorluğundaki dinsel-bilimsel eğitim ikiliğine son verildi.
Yurtdışından John Dewey dahil kimi ünlü eğitim uzmanları getirilip raporlar hazırlatılıp, ardı ardına çağdaş eğitim yolunda ileri düzenlemeler yapıldı. Özellikle Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati döneminde karma eğitime geçildi, yeni abece (alfabe) devrimi yapıldı, öğretmenler toplumda saygın bir duruma getirildi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yüzde 10 bile olmayan okuma yazma oranı, eğitimin her aşamasındaki gerilik yapılan seferberliklerle hızla iyileşti. İlköğretim, mesleki ve teknik eğitim seferberliği, halkevleri, dünya klasiklerinin çevrilmesi, yurtdışına öğrenci gönderme, Köy Enstitüleri, üniversite reformuyla 1946 yılına geldiğinde Türkiye, eğitim ve kültür alanında büyük yol aldı.

2- Bir ülkede Laik Cumhuriyet eğitimi niçin önemlidir? Eğitimin dinselleştirilmesi ve laik eğitimden uzaklaşması eğitimin kalitesini nasıl etkiledi? Ülkemizi bu durumda nasıl bir gelecek bekliyor?

Y 2: Öğretim Birliği içinde verilen laik eğitim Cumhuriyet eğitiminin temelidir.
Dini kurallar değişmez. Eğitim ise bilimdir, değişir. Okulla caminin birbirinden ayrılması gerekir. Laik bir ülkede eğitimde, devlette, toplumda din kuralları değil hukuk kuralları ve bilim geçerlidir.
AKP döneminde görüldüğü gibi yeniden dinsel ve bilimsel ikili eğitim politikası eğitimde niteliği de düşürür. Nitekim son yıllarda ulusal ve uluslararası PISA, OECD sınavlar ve ölçmeler eğitimdeki niteliğin düştüğünü gösteriyor.
Eğitimdeki durum bir ülkenin geleceğidir. Eğitimin niteliği yüksek olursa o ülkenin geleceği parlak, nitelik çökerse karanlık olur.

3-AKP’nin, iktidarının ilk yıllarından itibaren eğitim alanına odaklanmasının ve milli eğitimdeki kadrolaşmasının temel amacını ve bugün itibarıyla ulaştığı boyutları değerlendirir misiniz?

Y 3: AKP 3 Kasım 2002 Milletvekili Genel Seçimlerinden bu yana ülkeyi tek başına yönetiyor. Her alanda olduğu gibi eğitim alanında da Cumhuriyet eğitim anlayışına aykırı okul öncesinden üniversiteye kadar karşı devrim niteliğinde düzenlemeler yaptı.
Kendi dünya görüşünü eğitimde ve devlette egemen kılmak için partizanca kadrolaştı. En uçtaki okul müdüründen bakanlık üst yönetimine kadar hemen her yöneticiyi yasaları, atama yönetmeliğini birçok kez değiştirerek kendine bağlı insanlar getirdi.
Bir yandan da eğitimi programları, ders kitaplarını değiştirerek dinselleştirdi, paralı duruma getirdi.
Özellikle 2012’de getirilen 4+4+4 yasasıyla eğitimi dinselleştirdi. Zorunlu din dersleri yetmezmiş gibi Kuran-ı Kerim, Hazreti Muhammed’in Hayatı, Temel Dini Bilgiler, Değerler Eğitimi, Arapça, Osmanlıca gibi derslerle Öğretim Birliğini bozdu.
Okul öncesini zorunlu eğitimin dışında tutarak 4-6 yas çocuklarını Diyanet İşleri Başkanlığına bırakarak sıbyan mektepleri adı altında eğitilmelerine yol açtı. Yaz Kuran kurslarında yaş sınırını Kimi vakıf ve dini kuruluşlar Milli Eğitim Bakanlığıyla birlikte çalışmaya başladı.
Bugün Cumhuriyetin kurduğu Milli Eğitim Bakanlığı, Diyanetin, dinsel vakıfların, AKP yandaşlarının yönettiği, hizmetin satın alındığı bir bakanlık durumuna geldi.

4- 12 Eylül ürünü olan YÖK’e, karşı olduğunu her fırsatta dile getiren AKP’nin bugün artık YÖK’ten şikayetçi olduğunu duymuyoruz. Üniversitelerimizin ve Yüksek Öğrenimin durumu konusunda neler söylemek istersiniz?

Y4: AKP, 3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Milli Eğitim Bakanlığına getirilen Erkan Mumcu döneminde YÖK’ü kaldırıp yeni bir düzenleme getirmek istedi. O günkü CHP muhalefeti, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’le bunun güç olduğunu görerek, başka kurumlarda olduğu gibi YÖK’ü ele geçirme yoluna yöneldi.
Ne yazık ki bunu başardı. Yeni kurulan çok sayıda üniversitelerin rektörlerine kendi yandaşları getirildi. Rektör seçimlerindeki sıraya uyulmayarak, bütçelerinde kısıtlamalar yapılarak sınırlı üniversite özerkliğine son verildi.
Bugün birçok üniversite bilim üreten, özerk bir yapıda değildir. Sıradan bir yüksek okuldur. Çevreyi aydınlatma yerine kötü örnek olmaktadır.
Çok az sayıda devlet ve vakıf üniversite dışında üniversiteler suskun, dünya üniversite ve bilim ölçütlerine göre niteliği düşüktür. YÖK kıskacı altında çalışmaktadır. Öğrenciler baskı altındadır.

5- “Fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür” nesiller yetiştirmesini beklediğimiz öğretmenlerimiz bugün ne durumdalar, öncelikli ve temel sorunları nelerdir?

Y5- Her yönden özgür insan yetiştirmesini beklediğimiz öğretmenlerin ne yazık ki kendileri özgür değildir.
Her şeyden önce iş güvenceleri yoktur. Yaklaşık 400 bin atanmayan öğretmen varken atananlar da iş güvencesinden, örgütlenme özgürlüğünden yoksundur. AKP döneminde “sözleşmeli öğretmenlik” getirildi. 5 Ekim 1966’da Türkiye’nin de altına imza koyduğu öğretmenlerin haklarını belirleyen ILO-UNESCO’nun kabul ettiği “Öğretmenlerin Statüsü Tavsiyesi” ilkeleri aradan bunca yıl geçmesine karşın yürürlüğe sokulmadı. Öğretmenler grevli toplu sözleşmeli ve siyasi haktan yoksunlar. İLKSAN yardımlaşma sandıklarının yönetimi elerlinden alınarak bakanlığın etkisine sokuldu. Siyasi partilerin, sendikaların malları geri verilmesine karşın 12 Eylül’de el konulan TÖB-DER malları öğretmenlere geri verilmedi.
Ne yazık ki öğretmenler de eski TÖS, TÖB-DER gibi güçlü örgütlenmelerden bugün yoksundur. Yaklaşık 900 bin öğretmen çeşitli nedenlerle örgütlenmede tek çatı altında değildir. İktidar Eğitim Bir Sen’e kayıtlı kişileri yönetici yapmaktadır. Siyasi görüşler örgütlenmede öne çıkmaktadır. Bu parçalanmada iktidarın işine gelmektedir.
Çağdaş, ileri ülkelerde olduğu gibi bir yandan öğretmenlere, tüm kamu çalışanlarına siyaset yapma yolu açılmalı, bir yandan da öğretmenlerin tek çatı altında birleşmeleri sağlanmalıdır. Örgütlenmede ölçü siyasi görüşler değil öğretmenlik ve eğitim ölçü olmalıdır.
Özetle öğretmenlerin öncelikli sorunları örgütlenme ve temel haklarının verilmesidir. Bu haklar verildiğinde öteki haklar kendiliğinden gelecektir.

6-Dershaneleri, yurt içi ve yurt dışı okulları ile özellikle eğitim alanında örgütlenmiş olan ve günümüz iktidarı başta olmak üzere gelmiş geçmiş tüm iktidarlar tarafından da desteklenen Gülen Cemaatinin AKP hükümeti ile ters düşmesi ve çatışması dershanelerin kapatılmasıyla sonuçlandı. Bu gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bir de sizin bir kitabınıza adını veren “Eğitimdeki Dinci Çember” nasıl aşılır, yeniden laik eğitime, bilim ve akıl yoluna nasıl dönülür. Bu konuda önerileriniz ve öngörünüz nedir?

Y6: Dershaneler varolan eğitim sisteminin bir sonucudur. Sınava bağlı, ezberci eğitim sistemi değişmeden dershanelerin kalkması aldatıcıdır. Bugün de adı değişmiştir dershaneler sürmektedir. Devlet Temel Lise adı altında bir çeşit dershaneleri sürdürmektedir. Üstelik Anayasa Mahkemesi dershanelerin kaldırılmasını durdurmuştur. O karara kadar kapanmayanlar işlevlerini sürdürmektedir.
AKP cemaat çatışması olmasaydı dershaneler mantar gibi artıyordu. Nitekim AKP’nin iş başına geldiğinde 2002’de yaklaşık 2 bin olan dershane sayısı 2014 iki katına 4 bine çıkmıştır. İşi okul satmaya kadar götürmüştür.
Üstelik AKP dershaneleri eğitimi daha nitelikli ve kamusal yapmak için değil, cemaatin ekonomik varlığını kesmek için kapatmaya kalktı. Bir yandan da dershanelerin özel okul olması için her türlü desteği verdi. Devlet okulları dökülürken özel okulda okuyan çocuklara para verdi, dört duvarlı yapılara okul ruhsatı verdi.
Sözünü ettiğiniz “Eğitime Dinci Çember” kitabı 2008 yılında Bilgi Yayınevi’nden çıktı. Soru önergelerine verilen yanıtlardan ve somut olaylardan yola çıkarak Cumhuriyet eğitiminin nasıl dinselleştirdiğini kanıtlayan bir çalışmadır. 15.3. 2005’te 69 milletvekili arkadaşımızla birlikte Fethullah Okullarının araştırılması için TBMM önergemiz de bu kitapta yer almaktadır. O zamanki AKP bu önergeye karşı çıktı ve gündeme alınmasını engellemişti. Yıllar sonra cemaatle çatışınca Recep Tayyip Erdoğan birkaç kez Sayın Kemal Kılıçdaroğlu da önergeye imza attı diyerek konuyu gündeme getirdi.
Akıl ve bilim yoluna dönüş önce AKP ve benzeri sağ iktidarlardan kurtulmakla olur. Sonra da eğitimi bir bilim kabul edip işi uzmanlarla ve bu işi yapan öğretmenlerle tartışıp nasıl yapacağınızı gündeme getirmelisiniz. Öğretmenin gönülden desteklemediği hiçbir eğitim atılımı kalıcı olmaz.

7- Bu konularda ilave etmek istediğiniz konular varsa onları da okurlarımızla paylaşmak isteriz.

Y7:Eğitim insan ve ülkenin geleceğidir. Nitelikli bir eğitimle iyi insan ve gelişmiş ülke olur, insanlığa hizmet edilir. Atatürk ve Cumhuriyeti kuranlar bunu bildiği için daha savaş sırasında bile eğitim kongreleri yapmışlar, eğitime, öğretmene önem vermişler. Öğretim Birliğini ve laikliği getirmişler. Cumhuriyetin ilk yıllarında verilen eğitimle her alanda yetkin insanlar yetiştirmişiz.
Bunun en son güzel örneği Nobel Kimya ödülünü alan Prof. Dr. Aziz Sancar’dır. Aziz Sancar çocukluğunda iyi bir eğitim aldığını, iyi öğretmenler elinde okuduğunu, Atatürk’e, Türkiye Cumhuriyeti’ne çok şeyler borçlu olduğunu vurguladı hep. Kız çocuklarının eğitilmesi gerektiğini söyledi.
İsmail Hakkı Tonguç ve arkadaşları dünya eğitim tarihine, İsviçre Eğitim Ansiklopedisine geçen, UNESCO’nun örnek model diye önerdiği Köy Enstitüleri gibi bir özgün eğitim uygulaması bulmuşuz. Ne yazık ki kısa süre sonra bu kurumları geliştireceğimize kapatmışız.
Bu kurumlardan yararlanarak günümüz koşullarına uygun yeniden üretici, canlandırıcı, akla, bilme uygun bir eğitim getirebiliriz.
Yüzyıla yaklaşan yayın yaşamında Yeni Adana Gazetesi’ne bundan sonra da başarılar dilerim. Size ve tüm okurlara saygılar sunarım.
21 Aralık 2015 Sayı:27.779