PARLAMETTO DERGİSİ’NDE SÖYLEŞİ

Mustafa Gazalcı’yla söyleşiyi yapan Songül Baş.

İyi bir siyasetçi olabilmek için önce iyi bir insan olmak ve insanı sevmek gerekir

1977-1980 ve 2002-2007 yılları arasında Denizli Milletvekili olarak Meclis’te yer alan Mustafa Gazalcı, başta eğitim olmak üzere pek çok konuyu ülke gündemine taşıdı. Eğitimle ilgili çalışmalarını bugün de sürdüren Gazalcı, “Türkiye gerçekten ileri, çağdaş bir ülke olacaksa eğitimde niteliği yükseltmek durumundadır” diyor.

Söyleşi ve Fotoğraflar: Songül Baş

Siyaset ve eğitim… Bu iki sözcük yan yana kullanıldığında ilk akla gelen isimlerden biridir Mustafa Gazalcı. Öğretmen ve milletvekili kimlikleriyle yaşamı boyunca laik, çağdaş, bilimsel eğitimi savunan Gazalcı ile hayatının dönüm noktalarını, 1977-1980 ve 2002-2007 yılları arasındaki Meclis çalışmalarını ve siyaset yaparken nelere dikkat edilmesi gerektiğini konuştuk.
Mustafa Gazalcı’nın hayat yolculuğu 1945 yılında Denizli Güney’de başlıyor. İlkokulda okurken öğretmenlerine öyle hayranlık duyuyor ki “Ah, keşke ben de öğretmen olabilsem” diyor. Bu dileği kabul edilmiş olsa gerek, altı yıllık öğretmen okulunu kazandığında mutluluktan adeta havalara uçuyor. 1963 yılında Isparta Gönen Öğretmen Okulu’nu, 1966’da Balıkesir Necati Eğitim Enstitüsü Edebiyat Bölümü’nü bitiriyor. 1966-1977 yılları arasında çeşitli okullarda öğretmenlik ve yöneticilik yapan Gazalcı, daha çağdaş bir eğitim ve öğrencilerin daha iyi yetişmesi için gecesini gündüzüne katarak çalışıyor. Bu sırada öğretmen örgütlerinde aktif faaliyetlerde bulunuyor. Biz de Varız isimli gazeteyi çıkarma, toplantı ve yürüyüşler düzenleme, yurt çapında genel boykot yapma derken “görülen lüzum üzerine” görev yeri sürekli değiştirilmeye başlıyor. Eğitime gönül vermesi ve mücadeleci bir ruha sahip olması nedeniyle yılmadan yoluna devam ettiğini belirten Gazalcı, o dönemlerde Tavas Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) ile Denizli Tüm Öğretmenler Birleşme ve Dayanışma Derneği (TÖB-DER) Şube Başkanlığı görevlerini üstleniyor. 1977 yılına gelindiğinde Mustafa Gazalcı’nın hayatında siyaset sayfası açılıyor. Gazalcı o günleri şöyle anlatıyor: “Bir eğitimci olarak yürüttüğüm çalışmalar ve görev yerimin değiştirilmesi nedeniyle verdiğim hukuksal mücadele devam ederken kimi öğretmen arkadaşlar, partililer siyasete girmemi ve yaklaşan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi’nden (CHP) milletvekili aday adayı olmamı önerdi. İlk başta ‘Hiç böyle bir şey düşünmedim’ deyip geçiştirdim bu öneriyi. Ancak arkadaşlarım, aile çevrem, partililer ısrarlı olunca ben de siyasete girmeyi düşünmeye başladım. Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nde halka hizmet etme ve Türkiye’nin içinde bulunduğu ortamda CHP saflarında demokrasi savaşımı verme isteğiyle milletvekili aday adayı oldum. Ön seçimin ardından 1977’de Denizli Milletvekili olarak Meclis’e geldim.”

“12 Eylül döneminde tarifsiz acılar yaşandı”

Mustafa Gazalcı henüz 32 yaşındayken milletvekili seçiliyor. Hem Meclis’in en genç isimlerinden biri hem de Denizli’nin Güney ilçesinden seçilmiş ilk milletvekili olan Gazalcı, “1977’deki seçimler öncesinde ‘Halk iktidarını kuracağız’, ‘Bozuk düzeni değiştireceğiz’ diye halka söz vermiştik. Coşkulu ve çalışma isteğiyle doluyduk. Düşünce özgürlüğünü eksiksiz gerçekleştirmek için gerekli yasal düzenlemeleri hemen yapmayı istiyorduk. Ancak seçimlerde CHP’nin milletvekili sayısı 214’te kalınca ve tek başına iktidar olma imkanı bulunamayınca her şey istediğimiz gibi gerçekleşmedi. Buna rağmen Meclis’te ve seçim bölgelerimizde önemli faaliyetlerde bulunduk. Ben Başkanlık Divanı üyesi olarak da görev yaptım. O zamanlar milletvekillerinin bağımsız odaları yoktu. Gelen ziyaretçiler Meclis’in bir köşesinde karşılanıyordu. Divan yazmanlarının ikisine bir oda veriliyordu. Biz Yılmaz Balta’yla aynı odayı paylaşıyorduk” diyor. 1980 öncesinin Türkiyesinde milletvekilliği yapan Gazalcı, 12 Eylül darbesinin ardından apar topar evden alınıp Askerî Dil ve İstihbarat Okulu’na götürüldüğünü ve burada bir ay gözetim altında tutulduğunu ifade ediyor. Mustafa Gazalcı, milletvekilliğinin sona erdiği, öğretmenlik yapmasına da izin verilmediği bu dönemde ticaretle uğraştığını belirterek şunları söylüyor: “12 Eylül döneminde toplumun büyük bir kesimi tarifsiz acılar yaşadı. Özellikle de gençler, sendika temsilcileri, aydınlar… Birçok insan ya işsiz kaldı ya da mesleği dışında başka işlere savruldu. O dönemde ailemi geçindirebilmek için ne yapabileceğimi düşünürken dokumacı kooperatifi yöneticileri kendi ürünlerini satmamı önerdiler. Denizli’ye gidip arabanın arkasına dokuma ürünleri, havlu, çarşaf koydum. Bunları eve getirip tanıdıklara, yakınlarımıza satmaya başladım. Daha sonra Ankara Kızılay’da ‘Yeni Denizli Pazarı’ adıyla bir dükkan açtım. Her partiden parlamenterler ziyaretime geldiler. İşler tam tutuyordu ki bu sefer Barış Davası’ndan bir yıla yakın tutuklu kaldım. İşler tamamen durdu. Sıkıntılı bir dönemdi, ama hayat devam etti.”
Mustafa Gazalcı, 1983’te Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP), 1985’te ise Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) çatısı altında siyasete devam ediyor. SHP’de Genel Sekreter Yardımcısı olarak parti yönetiminde yer alan Gazalcı, tercih sisteminin Türkiye’de ilk kez uygulandığı 1991 genel seçimlerinde milletvekili adayı oluyor. “1991’de ön seçim sonucu listeye giren adaylar isterlerse tercihe gidebiliyordu. Ön seçimde dördüncü sırada yer almıştım. Partinin o günkü durumuna göre bu sıradan seçilmem güçtü. Bu nedenle özellikle yakınlarım ve kampanyada beni destekleyenler tercihe gitmemi istediler. Önce ‘olmaz’ diye direndim. Çünkü güç bir işti, ön seçimin ardından yeni bir yarış demekti. Yalnızca üye ve delegeler değil, partiye oy verecek tüm seçmenler tercihe katılacağı için çalışma alanı çok genişti. Israrlara dayanamayınca tercihe gitmeye karar verdim ve çalışmalara başladım. Kapı kapı, pazar pazar dolaşıyor, sıkabildiğim kadar çok el sıkıyordum. Nerede kalabalık görsem oraya gidiyordum. Önce partiye oy vermelerini istiyor, sonra da tercihin nasıl kullanılacağını anlatıyordum. SHP’den benimle birlikte iki milletvekili daha tercihe gitmişti. Seçim sonucunda Denizli’de Doğru Yol Partisi (DYP) 3, Anavatan Partisi (ANAP) 2, SHP ise 1 milletvekili çıkardı. Sonuçlar böyle olunca o dönemde Meclis’te yer alamadım” diyen Gazalcı, 2002 yılında ise CHP Denizli Milletvekili seçildiğini anımsatıyor.

“Cumhuriyetimizi kuranlar eğitime ve öğretmenliğe öncelik vermişlerdir”

22 yıl aradan sonra ikinci kez milletvekilliği görevini üstlenen Mustafa Gazalcı, Meclis’te olmadığı yıllarda siyasetin yanı sıra eğitim alanındaki çalışmalarını da sürdürüyor. 1990-2002 yılları arasında Eğitimciler Derneği Genel Başkanlığı yapan Gazalcı, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi’nin yer aldığı TBMM 22. Dönem’de eğitim başta olmak üzere pek çok konuyu ülke gündemine taşıyor. Tecrübeli siyasetçi, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu üyesi de olduğu bu dönemde, basın açıklamalarından soru önergelerine, Genel Kurul’daki konuşmalarından katıldığı televizyon programlarına kadar çeşitli çalışmalarıyla en çok haberi yapılan on milletvekili arasında yer alıyor. O günleri anlatırken “Mutlaka önceden hazırlık yaparak açıklamalarda bulunuyordum. Ele alınacak o kadar çok konu vardı ki 24 saat yetmiyordu” diyen Gazalcı, eğitimin yanı sıra memleketinde geçim kaynağı olan tütün konusunu da pek çok kez gündeme taşıdığını ve üreticilerin sorunlarını dile getirdiğini kaydediyor. Gazalcı’nın, Türkçenin yabancı sözcüklere karşı korunması ve dilimizin kirlenmesinin önlenmesi amacıyla 2007 yılında kurulan Meclis Araştırma Komisyonu’nda üyeliği de bulunuyor.
Mustafa Gazalcı ile sohbetimiz sırasında eğitimin önemine ilişkin değerlendirmelerini soruyoruz. “Eğitim kişi, ülke, hatta insanlık için bir kurtuluş yoludur” diyen Gazalcı, sözlerini şöyle sürdürüyor: “Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar eğitime ve öğretmenliğe öncelik vermişlerdir. Fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür bireyler yetiştirmeyi ilke edinmişlerdir. 3 Mart 1924’te Öğretim Birliği Yasası’yla Osmanlı’dan beri süregelen ikili eğitim yapısına son verilmiş, bilimsel bir eğitim anlayışı ülkede egemen kılınmıştır. Eğitim seferberliği yapılmış, yurdun 21 yöresinde laik, bilimsel, üretici, demokratik ve katılımcı eğitimin en güzel örneklerini veren Köy Enstitüleri kurulmuştur. Köy Enstitüleri sayesinde eğitimde fırsat ve olanak eşitliği yaratılmış, köy çocukları sanatla tanıştırılmış, her biri enstrüman çalmayı öğrenmiş, dünya klasiklerini okumuştur. İsviçre Eğitim Ansiklopedisi’ne Türkiye’den konan tek eğitim maddesi olan Köy Enstitüleri ne yazık ki daha çiçek açacakken kapatılmıştır. Köy Enstitüsü modeli ve eğitim ilkelerinden bugün de yararlanabileceğimizi düşünüyorum. Bu konuda verdiğim bir kanun teklifi de var. Meclis’teyken Köy Enstitüleri konusunda Genel Kurul’da çok sayıda konuşma yaptım. Hatta hiç unutmuyorum, bir gün kürsüye çıktığımda adımı birden hatırlayamayan AKP’li bir milletvekili ‘Köy Enstitüsü, Köy Enstitüsü’ diye seslenmişti.”
Mustafa Gazalcı, Atatürk’ün en güzel sözlerinden birinin “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir” olduğunu belirterek, “Eğitimde akıl ve bilim öne çıkmalıdır. Yaşamım boyunca laik, çağdaş, bilimsel eğitimi savundum. Ülkemde bütün eğitim aşamalarında bu ilkelerin uygulanmasını dilerim. Türkiye gerçekten ileri, çağdaş bir ülke olacaksa eğitimde niteliği yükseltmek durumundadır” diyor. 1988’de “Eğitim Onur Ödülü” ve 2008’de “Başöğretmenlik Onur Ödülü”ne değer görülen Gazalcı, bir öğretmen olarak en büyük ödülünün ise yetiştirdiği öğrenciler olduğunu ifade ediyor.

“Yeni kitaplar üzerinde çalışıyorum”

Mustafa Gazalcı 2007’den bu yana Meclis’te yer almıyor. Siyaset dışındaki uğraşlarını sorduğumuz Gazalcı, bugüne kadar ağırlıklı olarak eğitim konusunda 17 kitabının yayımlandığını anımsatarak, “20 yıldır Köy Enstitüsü mezunlarına uyguladığım bir anket var. O anketten yola çıkarak yazdığım kitap bir ay içinde çıkmış olacak. Ayrıca Siyasetçinin Günlüğünden isimli bir kitabı da yayına hazırlıyorum” diye konuşuyor. Gazalcı ile sohbetimizin sonunda kendisine “İyi bir siyasetçi nasıl olmalı?” diye soruyoruz. “Bunun bir reçetesi yok. Sanıyorum iyi bir siyasetçi olabilmek için önce iyi bir insan olmak, insanı sevmek gerekir” diyen Gazalcı, bir siyasetçinin sahip olması gereken nitelikleri ise şöyle sıralıyor: “İlkeli, tutarlı, sözüne güvenilir olmak; kişisel değil, toplumsal amaçlı siyaset yapmak; hoşgörülü, sabırlı, yerine göre tavırlı olmak; Meclis çalışmaları ile seçim bölgesi çalışmalarını dengeli götürmek; her şeyde olduğu gibi siyasette de neyi, nerede, ne zaman söyleyeceğini bilmek; konuşurken, yazarken, eylemde bulunurken iyi araştırmak, incelemek, ona göre davranmak; halkla, dert sahibiyle, seçim bölgesiyle ilişkiyi kesmemek; sürekli kendini yenilemek, ülke ve dünya siyasetini izlemek; zaman zaman ortak hareket etmeyi bilmek, uzlaşıcı olmak; çevreyi, sanatı sevmek; ucuz, günübirlik siyaset yerine gerçekçi, nitelikli, kamunun yararını gözeten bir siyaset yapmak; yeniliğe her zaman açık olmak, iletişimi, teknolojiyi iyi kullanmak; zamanı gelince çekilmesini bilmek; düzenli yaşamak; akıl, bilim yolunda çalışmak.”
ARALIK 2015