16. ve 22. DÖNEM DENİZLİ MV. EĞİTİMCİ MUSTAFA GAZALCI’NIN YURTLARLA İLGİLİ BASIN DUYURUSU

Sağlıksız açılan yurtlarda bu kaçıncı ölüm?
Her seferinde bu son olsun, ders olsun diyoruz, ancak acılar bitmiyor.
Devlet ailesinden ayrı okuyan çocukların güvenli, sağlıklı barınma sorununu çözmeye bir türlü yanaşmıyor. Bu yüzden meydan tarikatlara, sömürücülere kalıyor. Ve acı üstüne acı yaşanıyor…
Bugün Adana Aladağ’da, 2008’de Konya Taşkent Balcılar’da 17 kız ve 1 kurs öğreticisinin öldüğü gibi.
Yurtlar eğitimin bir parçasıdır. Çocuk okuldan daha çok zamanını yurtta geçirir. Eğer yurtlarda bugün olduğu gibi, saldım çayıra derseniz, o çocukları sokağa attınız demektir.

Okumaya devam et “16. ve 22. DÖNEM DENİZLİ MV. EĞİTİMCİ MUSTAFA GAZALCI’NIN YURTLARLA İLGİLİ BASIN DUYURUSU”

İLHAN ERDOST

Bugün (07 Kasım 2016) Ankara Karşıyaka mezarlığında İlhan Erdost’u andık.

Mezarı başında yaptığım konuşma:

İLHAN ERDOST…

İlhan Erdost’u 36 yıldır ailesi, sevenleri şiirle, sanatla, türküyle, kitapla, konuşmalarla anıyor.
O artık bir simge, faşizmin, baskının kendisinden önce, sonra öldürdüklerinin simgesi.
Yaşasaydı aşağı yukarı benim yaşımda olacaktı. Ama o hep güleryüzlü, genç. Aynen Sabahattin Âli, Doğan Öz, Deniz Gezmiş gibi.
Bize direnmeyi, her ne olursa olsun teslim olmamayı, okumayı, sevmeyi, barışı, gülmeyi anımsatıyor.

Ülkemiz yine karanlık, sıkıntılı günler yaşıyor.
Savaş içindeyiz.
Her gün ölenler yetmiyormuş gibi idam yeniden gelsin isteniyor.
Demokrasinin kör topal yürümesi yetmiyormuş gibi keyfi başkanlık sistemi getirilmek isteniyor.
Basındaki son kale Cumhuriyet Gazetesine saldırılıyor, yazarları tutuklanıyor.
Milletvekilleri yaka paça gözaltına alınıp tutuklanıyor.
Raydan çıkmış bir tren, freni patlamış bir kamyon gibi ilerliyoruz.
Uyarılara, çığlıklara kulaklar kapalı.
Kendi hamamımızda nutuklar atmaya devam ediliyor.

Bu kötü koşullarda umudu ve direnme yollarını tüketmemeli insan.
Yeniden barışa, demokrasiye, dayanışmaya, sanata, kitaba sarılmalı.
Er geç aydınlığın kazanacağını bilerek yürümeliyiz.
Öldürülenlerin bize bıraktığı ders budur.
Mustafa Gazalcı
7 Kasım 2016

Ahmet Taner Kışla’nın 17. Ölüm Yıldönümü

Ahmet Taner Kışla’nın 17. ölüm yıldönümünde Çayyolu Ahmet Taner
Kışlalı Parkı’nın önünde yapılan törende yaptığım konuşma:

AHMET TANER KIŞLALI İÇİN…

Benzerleri gibi Ahmet Taner Kışlalı’yı da çok erken kopardılar yaşamından, ailesinden, öğrencilerinden, okurlarından, toplumdan…
Yaşasaydı kim bilir daha ne güzel şeyler üretecekti…
En verimli döneminde aldılar onu aramızdan.
Tıpkı Sabahattin Ali, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Doğan Öz ve benzerleri gibi…
Akıl, araştırma dolu her yazısı, konuşması karanlığın üstüne fırlatılmış bir aydınlanma fişeği gibiydi.
Bu durum karanlıktan beslenenlerin işine gelmedi.
Toplum tarafından ne kadar çok sevildiğini, etkili olduğunu biliyorlardı.
***

Okumaya devam et “Ahmet Taner Kışla’nın 17. Ölüm Yıldönümü”

BABAM

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Tedavi için İstanbul’a giden babam öldüğünde Güney Atatürk İlkokulu birinci sınıfındaydım.

Öğle yemeği için okuldan geldiğimde evimizde alışkın olmadığım bir kalabalıkla karşılaştım. Ağlayan, hıçkıran, üzgün gözlerle çevrelerine bakan tanıdık tanımadık bir sürü insan vardı.

Ne olduğunu anlamaya çalışırken kimi yakın akrabalarımız yaşlı gözlerle “Kadersizler” deyip bana ve kardeşlerime sarılıyordu. Annem, babamın annesi Dudu anam, halamlar “Cemalimiz genç yaşta gitti” diye ağlayıp çırpınıyorlardı.

Gördüklerimden babamın öldüğünü, bir daha geri gelmeyeceğini anladım. Karmaşık duygular içindeydim. Sanki bir boşluğa düştüm.

O gün okula dönmedim. Şaşkın şakın çevreme bir süre baktım, açlığımı unutup ben de ağlamaya başladım.

Sonra komşumuz Celil amcanın eşi bana bakarak annemle bir şeyler konuştu. Çocuk ruhumun daha çok acı çekmemesi için olacak “Hadi bize gidelim, Yaşar’la oynarsınız” deyip evlerine götürdü. Sonra kimisi yayan ben dahil kimimiz ata de binerek, onların Güney’den üç ya da dört km. uzakta Büyük Menderes’in kıyısındaki değirmenlerine gittik.

Su değirmeni Güney Şelalesi’nin hemen yanındaydı. Değirmenin önünde tavuklar, civcivler dolaşıyordu. Çevrede ceviz, çınar ve adını bilmediğim bir sürü ağaç, böğürtlen vardı. Bir süre Celil amcanın oğlu akranım Yaşar’la oynadık.

Akşam oldu, hep birlikte yer sofrasında bir şeyler yedik. Büyük Menderes’in, şelalenin hiç bitmeyen uğultusu geliyordu. Fenerin ışığında bir süre oturduk.

Serilen büyükçe bir yer minderine yattım, ancak bir türlü uyuyamıyorum. Yakınımda minderde yatan Yaşar çoktan uyumuştu. Babamı düşünüyordum. Önce gözlerimden sessizce yaşlar aktı, bir süre sonra sesli ağlamaya başladım.

Yataktan ağlayarak kalkarak “Ben evimize gitmek istiyorum” diye tutturuyorum. Celil amca ve eşinin, “Sabah olsun götürürüz, şimdi yat uyu” demelerine aldırmadan “evimize gitmek istiyorum” diye hıçkırıyordum.

Daha sonra yorgun düşmüş olacağım ki uyuyakalmışım. Sabah tıkır tıkır işleyen değirmenin sesiyle uyandım. O sese Büyük Menderes’in ve şelalenin uğultusu karışıyordu.

***(Devamını okumak için yana tıklayın.) Okumaya devam et “BABAM”

GÜNEŞLİ GÜZEL GÜNLER DİLEĞİYLE…

http://gazalci.net/mg/adana.pdf

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

Şu güzelim bahar günlerinde sevinç yerine ülkemizde yaşayıp gördüklerimiz yüzünden birçok insan gibi acı duyuyorum.

Haberler, yaşadıklarımız, ülkeyi yönetenlerin yaptıkları, söyledikleri içimizi karartıyor.

Dışta ve içte bu denli olumsuzluklar belki Cumhuriyetten önce Osmanlı’nın son dönemlerine yaşanmış olabilir.

Sanki kurtuluş savaşı sonucu çağdaş, laik bir devlet kurmamışız, savaştıklarımız dahil bütün dünya devletleriyle dost olmamışız gibi.

Eğitim seferberlikleri, halkevleri, köy enstitüleri, güzel sanatlardaki uygulamalarımızla gelişen bir toplum yolunda güvenle yürümemişiz gibi.

Çiçeği burnunda, saraya uyumlu Başbakan Binali Yıldırım bile ilk açıklamalarının birinde “düşmanlarımızın sayısı azalacak, dostlarımız artacak” dedi.

Demek ki AKP döneminde düşmanlarımız artmış. Aslında “düşman” sözcüğü çirkin. Bir devlet adamı hiçbir ülke için bu sözcüğü kullanmamalı.

Yetkililerin yıllar yılı stratejik dostumuz dediği Amerika’nın yaptıkları karşısında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu “iki yüzlü” demekten kendini alamadı.

Almanya dostluğa yakışmayan bir tutumla Parlamentosunda Ermeni konusunda soykırım kararı almak üzere.

Rus uçağının düşürülmesi üzerine Putin’in yaptırımlarını kabullendik. Tarımdan turizme zararını ulusça çektik, çekiyoruz.

Suriye, Libya, Irak politikaları hep aleyhimize sonuçlandı.

Ya içerde olanlar:

Cumhurbaşkanı’yla birlikte geziye çıkan yüksek yargı organlarının başkanları… Onunla yetinmeyip Recep Tayyip Erdoğan’ın siyasi konularını alkışlamaları…Yargı adına kabul edilebilir şeyler değil.

Anayasaya ve yasalara aykırı olarak milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması…

Atatürk Orman Çiftliği’nden Marmara Köşkü’nün kaşla göz arasında yıkılması… Çiftliğin yağmalandığı yetmezmiş gibi Atatürk’ün izlerinin silinmesi…

Yalnız Marmara Köşkü mü yok edilen, yeni yapılan statlardan Atatürk’ün, İnönü’nün adının da silinmesi…

Meclis Başkanı İsmail Kahraman’ın “Laiklik kaldırılmalı, dindar bir Anayasa yapılmalı” sözleri…

MHP’nin Olağanüstü Tüzük Kurultay’ına Ankara Valisi’nin güvenlik güçleri aracılığıyla karışması… Bereket Yargıtay kongre yapılmalı diye karar verdi de bir ölçüde yönetimin bir partinin iç işlerine karışması önlenmiş oldu.

Hikmet Çetinkaya ile Ceyda Karan’ın 2 yıl hapis cezasının gerekçesinde “Hakimler sadece hukuka ve vicdana uygun karar vermezler” denmesi… Anayasa’nın 138. maddesine göre “hakimler hukuka ve vicdanlarına göre hüküm verirler” dediği halde.

23 Nisan, 19 Mayıs gibi ulusal bayramlar geçiştirilirken, görkemli düğünler yapmak, fetih günlerini bayram gibi kutlamak… Benim son günlerde gördüğüm içimi acıtan kimi olaylar bunlar. Daha onlarca, yüzlerce var.

Peki hiç mi iyi şeyler olmuyor bu ülkede diyebilirsiniz.

Elbette kimi özverili kişi ve kuruluşların yaptığı güzel şeyler oluyor.

İşte Nobel ödülü kazanan Aziz Sancar’ın söyledikleri ve yaptıkları, hepimizin içini ısıtıyor.

Kendisini Köy Enstitülü öğretmenlerin yetiştirdiğini, çalışarak Atatürk ve Cumhuriyet sayesinde bu ödülü kazandığını söylüyor.

Gençler çalışmalarını, bilimle uğraşmalarını öğütlüyor.

Dileğimiz iç karartan sorunların azalması, barışın, güzel, güneşli günlerin yaşanması.

1 Haziran 2016

Yeni Adana Gazetesi

İÇİ BOŞ LAİKLİK YETMEZ

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com

TBMM Başkanı İsmail Kahraman, 25.4.2016’da İstanbul’da “Yeni Türkiye, Yeni Anayasa” adlı bir toplantıda yaptığı bir konuşmada “Yeni Anayasada laiklik olmamalı, dindar bir Anayasa olmalı” sözleri haklı olarak kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı.

Meclis başkanından bu sözleri duyan birçok kuruluş ve kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşı da mı ortadan kaldırılmak isteniyor diye kaygı duyarak sesini yükseltti.

Bu tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ardından Başbakan Ahmet Durakoğlu, “Bu Meclis Başkanının kişisel görüşüdür, bizim laikliği kaldırmak gibi bir düşüncemiz yok” açıklamalar yaptılar.

Gerçekten de bu açıklamalar üzerine kimi çevrelerde bir yumuşama, bir rahatlama oldu.

Çoktan görevinden ayrılması gereken İsmail Kahraman, makamında hiçbir şey olmamış gibi oturmaya devam etti.

Bu işin başka bir yanı.

Benim asıl bu yazıda üzerinde durmak istediğim başka bir şey. O da şu: İçi boş laiklik Anayasa’da yazınca iş bitiyor mu? Bugün laiklik gerçekten uygulanıyor, yaşanıyor mu?

Devamını okumak için aşağı tıklayınız.

Okumaya devam et “İÇİ BOŞ LAİKLİK YETMEZ”