AYRICALIKLI OLAN KİM?

Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com,  gazalci.net
AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 25 Mayıs 2017 tarihinde İstanbul’da İmam Hatipler Derneği tarafından düzenlenen mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada imam hatip okullarında okuyanların yıllarca çile çektiğini, bu okullara karşı geçmişte ayrımcılık yapıldığını söyledi.
Sayın Cumhurbaşkanı o konuşmasında kimsenin hangi okula gideceklerine karışmadıklarını, okulları zorla dönüştürmediklerini belirterek, “İmam Hatipli demek, ülkesine, vatanına, bayrağına, ezanına ve bunları temsil eden istikbal ve istiklal davasına öncülük eden ve talip eden bir gençliktir” dedi.
Sanki başka okullarda okuyan milyonlarca gençlerimiz bu niteliklerden yoksunmuş gibi.

Okumaya devam et “AYRICALIKLI OLAN KİM?”

HAYDİ HAYIRLISI…

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com, www.gazalci.net

http://gazalci.net/wp-content/uploads/2017/02/ye-adana-hay-hay%C4%B1rl%C4%B1s%C4%B1-%C5%9Fubat2017-4.pdf

Eskiden bir evet – hayır oyunu vardı.Yıllarca Orhan Boran, Erkan Yolaç başarıyla sundular o oyunu.
Oyun her ne sorulursa sorulsun evet–hayır dememe üzerine kuruluydu. Ancak yöneten ustalar öyle sorular soruyordu ki çoğu zaman yarışan kişinin ağzından evet ya da hayır çıkıveriyordu.
Arada bir oyuna gelmeyenler, irade sahipleri hiç evet ya da hayır demeden ne sorulduysa ona yanıt veriyordu. Bir süre sonra oyunu yöneten pes ediyor ve sizi kutluyordu.
Yarışmacılar oyuna mehter marşıyla geliyor, İzmir marşıyla yerine dönüyorlardı.
Nisan ayında Anayasa değişikliğinde kullanılacak evet hayır oyları nedense bu eski oyunu anımsattı bana.
Ancak bu kez yapılacak halkoylaması bir oyun değil, ülkenin rejimini, parlamenter düzenini kökünden değiştirip tek adam yönetimini getirecek bir oylama olacak.

Okumaya devam et “HAYDİ HAYIRLISI…”

HER NE OLURA OLSUN UMUDU YİTİRMEMEK…

mgazalci@gmail.com

Yeni yıla yeni umutlarla girmek ister insan.

Geçmişin yanlışları, haksızlıkları olmasın ister.

Yeni bir başlangıç, yeni temiz bir sayfa.

Kişisel acılar, ülke olarak çektiğimiz sıkıntılar sona ersin.

Bu umutlarla yılbaşı biletleri alanlar soğuğa, kışa karşın kuyruk oluşturur.

Her şeye karşın geleceğe ilişkin tasarılar yapılır, imgeler kurulur.

Okumaya devam et “HER NE OLURA OLSUN UMUDU YİTİRMEMEK…”

PISA SONUÇLARININ UYARICI ZİLİ…

Mustafa Gazalcı

mgazalci@gmail.com

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) üç yılda bir 15 yaş çağındaki çocuklara uyguladığı, Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2015 sonuçları eğitim sistemimizin durumunu bütün çıplaklığıyla gözler önüne serdi.

Bu değerlendirmeye OECD ülkeleriyle birlikte toplam 72 ülkeden 29 milyon çocuk, Türkiye’den ise 187 okuldan 540 öğrenci katıldı.

Matematik, Fen Bilimleri ve Okuma alanlarında yapılan bu sınavda Türkiye ne yazık ki 2003’ten beri en kötü sonucu aldı.

Türkiye sınava giren çocuklar, Matematik düşünsel beceriden 420 puanla 49., Okuduğunu anlama ve anlamlandırmadan 428 puanla 50., Fen Bilimlerini kavramadan ise 425 puan alarak 52. olabildi.

Okumaya devam et “PISA SONUÇLARININ UYARICI ZİLİ…”

İTHAL ÖĞRETMEN ÇÖZÜM OLMAZ

27 Mart 2011 Tarihinde Cumhuriyet Gazetesi’nde Yayımlanan Yazı:

Mustafa Gazalcı
22. Dönem CHP Denizli Mv.

Milli Eğitim Temel Yasası’nın 43. maddesine göre “Öğretmenlik özel bir ihtisas mesleğidir.” Bilmek ayrı, öğretmek, daha doğrusu öğretmenlik ayrı bir şeydir.
Her meslek saygıdeğerdir, kendine göre incelikleri vardır, eksik, yanlış uygulandığında bir bedeli olur. Öğretmenliğin başka mesleklerden ayrılığı insanı yetiştirmesindendir. Bunun içindir ki bütün çağdaş ülkelerde öğretmenlik mesleğine özel bir önem verilir. Öğretmen adaylarını seçerken, eğitilirken özen gösterilir, mesleğe atandıktan sonra da sürekli meslek içi eğitim uygulanır. Aslında bu anlayış çocuklara, insana verilen öncelikten gelir. Okumaya devam et “İTHAL ÖĞRETMEN ÇÖZÜM OLMAZ”

TEKEL’İN BİTMEYEN ACIKLI ÖYKÜSÜ SÜRÜYOR

TEKEL’İN BİTMEYEN ACIKLI ÖYKÜSÜ SÜRÜYOR
Mustafa Gazalcı mgazalci@gmail.com
Gazalci.net
Tekel’le tütünle ilgili bu kaçıncı yazım bilmiyorum.
1970’li yıllardan başlayarak bu konuda birçok yazı yazdım, konuşma yaptım.
Panellere, yürüyüşlere katıldım.
2005 yılında “Küresel Kuşatmada Tütün Sarmalı” adlı bir kitabım bile yayımlandı.
Meclisteyken CHP olarak “Tütün – Tekel” komisyonu ile birlikte tütün bölgelerini, sigara fabrikalarını dolaştık.
Denizli’de, Manisa’da yüzlerce, binlerce tütün üreticisi ile dertleştik.
Adana’da, Malatya’da sigara fabrikalarında çalışan işçilerin direnişine katıldık.
Geceler boyu onlarla dertleştik.
En son Ankara’da direnen Tekel işçileriyle birlikte olduk.
Onların eylemine destek vermeye çalıştık.
***
Ne yazık ki küresel kuşatma kırılamadı.
Tekel’i babalar gibi sattılar.
Tütüncülüğümüzü öldürdüler.
Tütünden ekmek yiyen milyonlarca insan işsiz kaldı.
Tekel işçisi sokağa atıldı.
Yetmedi; direnince soğuk havuza atıldılar, gözlerine biber gazı sıkıldı.
***
Hep birlikte,“Tekel vatandır, vatan satılmaz.” dedik.
Sattılar.
Hem de Tekel’in kolunu kanadını kırarak.
İçki bölümünü Tekel’den ayırarak.
Tütün üreticisiyle bağını kopararak sattılar.
Üstelik yabancılara.
***
Neden yeniden bu konuya döndük?
Tekel’in öyküsü bitmedi de ondan.
Yeniden gündemde de ondan.
Geçenlerde Tekel’in içki bölümü yeniden ballı börekli satıldı da ondan.
Biliyorsunuz ilk başta Tekel’in içki bölümünü üç müteahhit şirket (Limak-Nurol-Özaltın) 17 fabrikayı, depolarında 150 milyon dolarlık hammadde ve içki stoklarıyla birlikte 292 milyon dolara satın aldı.
Yaklaşık iki yıl sonra bu şirketler yüzde 90 paylarını Amerikan fon şirketine (Tekxaz Pasific Group ) 810 miyar dolara sattılar.
Geçenlerde de bu Amerikan şirketi İngiliz viski şirketine (Diageo) 2 milyar 100 milyon dolara sattı.
***
Rakamları isterseniz bir daha okuyalım:
İlk alış 292 milyon dolar.
Satış 810 milyon dolar.
Son satış 2 miyar 100 milyon dolar.
Durduğu yerde kaç misli para kazandılar.
Daha da kötüsü tütün içen, içki içen Türk; parayı kazanan yabancılar.
Ah demez de ne der insan.
***
Kurtuluş savaşını yapanlar Reji düzenine son verip Tekel’i kurmuşlardı.
Tekel tütün işletmeleri, sigara fabrikaları ile hem ekonomik hem de sosyal kuruluşlardı.
Bir kuşla birkaç kuş vurdular.
Tütünümüzü, sigara sanayimizi, içkimizi vurdular.
Ben yapamıyorum, ben yiyemiyorum gelin yapın, gelin yiyin dediler.
***
Kahır, isyan bunadır.
Göz göre göre yabancılara peşkeş çekildi Tekel.
Hem tütün üreticisi, hem Tekel işçisi perişan edildi.
Altın yumurtlayan tavuk kesildi.
Umarız 12 Haziran’da seçmen oy kullanırken bunları da düşünerek oy kullanır.
Halk, Tekel’i yabancılara satanlardan, tütün üreticisini, Tekel işçisini perişan edenlerden oyuyla hesap soracaktır.

28 Mart 2011
Denizli Horoz Gazetesi

JÜLİDE GÜLİZAR VE TÜRKÇEMİZ

JÜLİDE GÜLİZAR VE TÜRKÇEMİZ

Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
gazalci.net

Türkçenin güler yüzlü yıldızlarından, ilk kadın televizyon sunucusu Jülide Gülizar’ı 15 Mart 2011 tarihinde Ankara’da yitirdik.
Ertesi gün büyük bir katılımla Kocatepe Camisi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na sonsuz yolculuğuna uğurlandı.
Jülide Gülizar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmesine karşın avukatlık yapmadı; çok sevdiği radyo, televizyon sunuculuğunu seçti.
O, bir Türkçe tutkunuydu.
Etkileyici bir ses tonuyla doğru, pırıl pırıl bir Türkçe kullanırdı.
TRT’de yıllarca “Bir Konu, Bir Konuk” programını başarıyla yönetti.
Emekli olduktan sonra da bıkmadan usanmadan toplumsal çalışmalarını sürdürdü.
Son günlere değin Başkent TV’de toplumu aydınlatan programlar yaptı.
***
Jülide Gülizar’ı yıllar öncesinden tanırdım.
Birlikte birçok etkinliğe katıldık.
Canlı yayında birkaç kez konuğu oldum.
Barış Davası’nda hep bizim yanımızda oldu.
Birlikte duruşmalara gidip geldik.
14 Şubat 1986’da Ankara’da Çağdaş Gazeteciler Derneği Mahmut Dikerdem’e onur ödülü vermek için bir tören düzenlemişti.
Sunucu Jülide Gülizar’dı.
Dikerdem hasta olduğu için onun adına iletisini ben okumuş, plaketi de bir önceki ödülün sahibi Aziz Nesin’in elinden almıştım.
Unutulmaz bir anıdır benim için.
Ne yazık ki üç güzel insan göçüp gitti bu dünyadan.
Ama arkalarında güzel izler, yapıtlar bırakarak .
***
Jülide Gülizar, Türkçeyi savundu, dilin kirlenmesine karşı çıktı.
Çocukların, gençlerin, her yaştaki insanın Türkçe’yi sevmesi, doğru konuşması için çırpınıp durdu.
Televizyon sunucularının yaptığı dil yanlışlarını bağışlamadı.
Sunucuların görünüşlerine gösterdikleri özeni dillerine de göstermelerini isterdi.
TRT’nin bugünkü durumu da birçok insan gibi onun da içini acıtıyordu.
***
Jülide Gülizar ve birçok Türkçe tutkununun, dilimizin güzel ve doğru konuşulması davasına sahip çıkmalıyız.
Günlük konuşmalarımızda Türkçe karşılığı varsa yabancı sözcükleri kullanmamalıyız.
Yabancı dil öğrenmekle ana dilimize sahip çıkmayı birbirine karıştırmamalıyız.
İş yerlerinin adlarını Türkçe koymalıyız.
Bu konuda çevremizi uyarmalıyız.
***
Daha da önemlisi Atatürk’ün kurduğu 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra özerkliğine son verilen “Türk Dil Kurumu’nun” eski durumuna getirilmesi için savaşımımızı sürdürmeliyiz.
12 Eylülle hesaplaşacağız diyerek Anayasayı değiştirenler 9 yıldır bu konuda kıllarını bile kıpırdatmadılar.
Türk Dil Kurumu için arkadaşlarla birlikte verdiğimiz yasa değişikliği önerisini gündeme almadılar.
***
Jülide Gülizar’lara saygı onların savundukları düşüncelerin yaşama geçmesiyle olur.
21 Mart 2011
Denizli Horoz Gazetesi

GAZETECİLERNİN TUTUKLULUĞU VE ÇIĞLIĞI

GAZETECİLERNİN TUTUKLULUĞU VE ÇIĞLIĞI
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
gazalci.net
Ülkede onca sorun varken, genel milletvekili seçimlerine üç aydan az bir zaman kalmışken incir çekirdeğini doldurmayacak şeylerle uğraşıyoruz.
Ya da öyle yapay bir gündem yaratılıyor ki havanda su dövüyoruz.
Ana gündemden uzaklaşıyor, uzaklaştırılıyoruz.
Gazeteciler ardı ardına tutuklanıyor.
Ergenekon Davası için bilmem kaçıncı dalga oluyor.
Henüz yayımlanmamış kitap taslaklarına el konuluyor.
Yazan, sorgulayan kim varsa üzerine gidiliyor.
Son olarak Nedim Şener, Ahmet Şık, daha önce de Soner Yalçın tutuklanıyor.
Sayın Başbakan 27 dese de 10’nu kadın, 68 gazeteci tutuklu Türkiye’de.
Genel tutuklu sayısı hükümlü sayısını geçiyor.
***
Önce ABD elçisi, sonra AB sözcüleri gazeteci tutuklamalarına karşı tepkilerini belirtiyor.
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül bile kaygılarını dile getiriyor.
Avrupa Parlamentosu (AP) raporunda gazeteci tutuklanmaları kınanıyor.
Gazeteciler yürüyor, ağızlarını kara bantlarla kapatıp kalemlerini kırıyorlar.
Tam tepkiler büyümüşken İklim Bayraktar diye birisi çıkıp gündemi değiştiriveriyor.
Gündem birden değişiyor.
Taciz içeren tuzaklar konuşuluyor.
CHP tartışılmaya başlanıyor.
Ne tutuklanmalar, ne Ergenekon, ne seçim gündeme geliyor.
***
Bereket bizi bu tuzaktan kurtarmak, uyarmak isteyenler de var.
Aman bu oyunlara gelmeyin, ana gündemi kaçırmayın diyenler.
Örneğin Silivri Zulümname’sinden bizi yazılarıyla aydınlatmayı sürdüren gazeteci Mustafa Balbay, 6 Mart 2011 tarihli köşesinde “Ya Bendensin, Ya Terörist” adlı yazısında, daha doğrusu çığlığında bakın ne diyor:
“Kabaca bir hesap yaptım. Mahkeme salonunda bugüne dek 50 saat konuşmuşum. Bu konuşmalarımın çoğunda sordum:
-Bizi terör örgütü olmakla suçluyorsunuz ama, 4 yıldır iddia ettiğiniz terör örgütünün varlığını kanıtlayamadınız. Bugüne kadar yargılananlardan bir kişi çıkıp, “Evet ben bu örgüte üyeyim” demedi. Hal böyleyken nasıl olur da bizi tutuklu yargılarsınız?
Yasa, bir kişiyi tutuklu yargılamaya devam edecekseniz, mutlaka somut gerekçelerini karara yazmalısınız, diyor ama dinleyen kim?
Ergenekon tartışmalarının bütünü anlamında anımsatmak gerekirse; 4 yıl önceki ilk dalgada tutuklanan Ergun Poyraz’dı…
Ergun Poyraz kim?
AKP ve yöneticileri hakkında kitap yazan kişi.
……
Eyy insanlar,
Size ulaşan bütün hatları kesiyorlar.
Kesilen yalnız hatlar değil,
Sizin ışığınız!
Sessiz mi kalacaksınız?
Madem öyle, karanlıkta oturalım mı diyeceksiniz?”
***
Sevgili Balbay bize soruyor, Orada kimse var mı?
Varsak ses verelim, ışığımızı kestirmeyelim.

14 Mart 2011
Denizli Horoz Gazetesi

Gazalcı’nın yeni kitabı: Kadrolaşma Kıskacında Eğitim

Abbas Güçlü’nün yazısı:

http://gundem.milliyet.com.tr/gazalci-nin-yeni-kitabi-kadrolasma-kiskacinda-egitim/gundem/gundemyazardetay/16.03.2011/1364761/default.htm

————————————————–

Mustafa Gazalcı, bu dönem parlamentoda değil. Ama önceki yasama dönemlerinde CHP’nin eğitim adına yükselen yıldızlarından birisiydi. Eğitimdeki gelişmeleri çok yakından takip eder ve Başbakan ya da Milli Eğitim Bakanı’nın cevaplaması için TBMM Başkanlığı’na sürekli soru önergeleri verirdi. Bir anlamda, özellikle milli eğitim bakanlarının “belalısı“ konumundaydı. Parlamentoya girmeden önce de Eğit-Der Genel Başkanı olarak bu misyonunu hep sürdürdü.
Kitabında çok ciddi iddialar ve bunlara yönelik belgeler var. Kolay ve anlaşılır olması için de, önce soruyu sormuş ardından cevabını vermiş.

Zor sorular
İşte o sorulardan bazıları:
–  İsteği dışında kaç yönetici ve öğretmenin yeri değişti?
–  Atama yönetmeliği nasıl kaldırıldı? Nasıl yeniden düzenlendi? Arada neler oldu?
–  Mahkeme kararı ile göreve dönen kişiler neden yeniden sürülüyor?
–  Talim Terbiye Kurulu’ndakiler için ne kadar tazminat ödendi?
–  TÜBİTAK’ta yasalar neden uygulanmıyor?
–  Bir öğretmen kuradan hemen sonra Ankara’ya nasıl getirildi?
–  Bakanlıkta vekâleten kaç yönetici var?
–  Müfettişlerin özgürce denetimi engelleniyor mu?
–  Yurtdışına sınav yapılmadan kaç kişi atandı?
–  Açık öğretim lisesinde neler oluyor?
–  Bakan olarak Milli Eğitim Vakfı Genel Kurulu’na niçin karıştınız?

Kim cevap verecek?
Gazalcı’nın sorularına kimin cevap vereceğinden daha önemli olanı, bugüne kadar bu konularda ne yapıldığı! Zaten kitapta da bunlar anlatılmış. İlginç, hem de çok ilginç anekdotlar var.
Ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış elbette bilemeyiz. Ama bazıları var ki, TBMM kayıtlarına geçmiş, mahkemeye intikal edip sonuçlanmış. En önemlisi de bugüne kadar cevapsız kalmış iddialar var. Kimilerine göre bu durum, suçu kabullenme, kimilerine göre de ciddiye almama. Ama en azından eğitim adına olup bitenlerin tartışılıyor olması, şefafflık açısından önemli bir gelişme.
Şimdi bu kitabı Ak Parti’yi yıpratma kampanyası gibi gösterenler çıkabilir. Ama Gazalcı’nın aynı çıkışları ANAP, DYP ve DSP iktidarları döneminde de aynı dozda yaptığını hatırlatmakta yarar görüyoruz.

Yargı kararları yok sayıldı
Kitap söz konusu iddialara yönelik olarak örnek ve belgelerle dolu. Gazalcı’nın titizliğini bilenler, her karşı çıkışa, yeni belgelerle cevap vereceğini de kesinlikle inanırlar.
Siyasi kimliği, eğitimci kimliğini gölgelediği için muhtemelen iddialarından bazıları ciddiye alınmayacaktır ya da siyasi bir söylem olarak değerlendirilecektir…
İşte kitaba yönelik söyledikleri:
“AKP döneminde devletin kilit noktalarında ve özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nda Cumhuriyet tarihi boyunca görülmemiş bir kadrolaşma yaşandı.
Bu kadrolaşmayı gerçekleştirmek için yasalar, yönetmelikler değiştirildi; düzmece soruşturmalarla toplu kıyımlara gidildi.
Ehliyetli, kıdem sahibi yöneticiler emekliliğe zorlandı, yerlerine ‘ille de benim adamım gelsin’ denilerek alanında yetersiz kişiler atandı. Getirilmek istenen kişinin hizmet süresi uygun değilse süresiz vekâlet ve geçici görevlendirme yollarına başvuruldu.
Yargı kararlarına uyulmadı ya da uyuluyormuş gibi gösterilip aynı işlem yeniden yapıldı. Bu yüzden tazminatlar ödenerek devlet zarara uğratıldı.
AKP Döneminde Kadrolaşma Kıskacında Eğitim kitabıyla bu duruma nasıl geçildiğini, soru önergeleri ve yanıtlarından da yararlanarak örnekler anlatmaya çalıştık…”

Kızma yerine cevap verilmeli
Bizde âdettir, ortaya bir iddia atıldı mı ya da bir makale veya kitap yazıldı mı, hemen “çamur atılıyor“ deriz. Eğer söz konusu iddiaları ortaya atan bir politikacıysa, hemen siyasi bir kılıf uydururuz.
Şimdi bu konuda da hepsi yalan ya da düzmece deme yerine, söz konusu iddialara tek tek cevap vermek en doğu yaklaşım olacaktır. Eğer bir iftira ve karalama varsa, işte o zaman ters tepecektir.
Verilecek cevapları da, tıpkı Gazalcı’nın söylemleri gibi bu köşede yayımlamaya hazırız. Yeter ki bu gelişmelerden eğitim sistemimiz zarar görmesin.
Kitap, Bilgi Yayınevi tarafından yayımlandı.
Özetin özeti: Eğitim üzerine politika yapmak hem çok yakışıksız hem de çok tehlikelidir. Ama bu durum, olup bitenleri görmemezlikten gelme anlamına gelmemelidir. Tıpkı yalan ve iftiralara yer olmadığı gibi!..

Abbas Güçlü

CHP’NİN ÖDEMİŞ MİTİNGİ

CHP’NİN ÖDEMİŞ MİTİNGİ
Mustafa Gazalcı
mgazalci@gmail.com
gazalci.net

Güneşli güzel bir gün.
26 Şubat 2011, günlerden Cumartesi.
Ege’ye çoktan bahar gelmiş.
Papatyalar açmış.
Badem ağaçları da.
Bereketin, barışın simgesi zeytin ağaçları zümrüt yeşili.
İzmir’den Ödemiş’e doğru gidiyoruz.
CHP’nin “Tarım Mitingi” var.
Trafik miting nedeniyle yoğun.
Yol boyunca el sallayan üreticiler.
***
Sonunda Ödemiş’e ulaşıyoruz.
Her yerde bir hareket.
Arabamızı park edip miting alanına doğru yürüyoruz.
Alan oldukça kalabalık.
Özellikle kadınlar, gençler, üreticiler kıpır kıpır.
CHP bayrakları, iktidarın politikalarını kınayan afişler..
***
Miting saatini çok geçirmeden Kemal Kılıçdaroğlu kürsüde göründü.
Spor boğazlı bir kazak, omzunda sarı üstlük (poşu) var.
Coşkulu kalabalıktan içten alkış ve ıslıklar…
Kılıçdaroğlu konuşmaya başlıyor:
“Efelerin, yiğitlerin harman olduğu Ödemiş Meydanı’ndan sesleniyorum:
Haramilerin iktidarını yıkacak, halkın iktidarını kuracağız.
AKP kendine ak dedi, kara çıktı.
Çiftçiye 5 milyar TL. destek verdiler 6 milyar TL. vergi aldılar, 20 milyar da dışarıdan getirdikleri ürüne ödediler.
O parayı dışa ödeyeceklerine çiftçiye, size verselerdi siz de kazanırdınız, ülke de.
***
AKP çiftçiyi düşünmüyor.
En pahalı mazotu, gübreyi kullandırıyor.
Bizim iktidarımızda mazot yarı fiyatına inecek.
Süt para etmiyor.
1993’te 40 kuruştu, bugün 50 kuruş.
Üreticiler perişan.
CHP iktidarında kapıyı sabahleyin polis değil sütçü çalacak.

***
Türkiye’yi adım adım dolaşacak, halkla kucaklaşacağız.
Ta ki haramilerin iktidarını yıkana kadar.
Bir çocuk yatağa aç giriyorsa,
Çiftçi dertliyse,
Emekli sıkıntılıysa,
O sorun Kemal Kılıçdaroğlu’nun.
İkinci ekonomik kurtuluş savaşını başlatıyoruz.
Var mısınız?
Koca Nazım’ın dediği gibi;
‘Bir ağaç gibi hür,
Bir orman gibi kardeşçesine’ yaşamaya.”
***
Ege’nin dört bir yanından akıp gelen insanlar.
Çifçiler, kadınlar, gençler…
Ellerinde, bayrak ve pankartlarla.
AKP İktidardan kurtulmak için Kemal Kılıçdaroğlu’nun her sözünü coşkuyla alkışladılar.
Ege’de AKP’nin suyunun ısındığı başarılı Ödemiş mitinginde belli oldu.

7 Mart 2011
Denizli Horoz Gazetesi